Kanguru Ailesi Masalı

Mine Kaya 11 Okuma Süresi: 10 dk Masal Oku
Kanguru Ailesi Masalı

Sabahın ilk ışıkları, Okaliptus Vadisi’nin üstüne yumuşacık bir battaniye gibi serildiğinde, çiy taneleri yaprakların ucunda minik cam boncuklar gibi parlıyordu. Vadinin kenarında, yuvarlak tepeli bir kayalığın dibinde, geniş bir oyuk vardı. Burası Kanguru Ailesi’nin evi sayılırdı: dışarıdan bakınca sıradan bir kaya gölgesi gibi, ama içine girince sıcak, güvenli ve düzenli bir yuva.

Kaya oyuklarının en tatlı köşesinde, anne kanguru Sera, yavrusu Minik Pati’nin üstünü okaliptus yapraklarından yapılmış ince örtüyle düzeltirken, baba kanguru Baro da girişte bekleyip vadiyi dinliyordu. Baro’nun kulakları en ufak çıtırtıda bile kıpırdar, gözleri de hem merakla hem sorumlulukla çevreyi tarardı.

Minik Pati gözlerini açtı, esnedi ve annesinin boynuna sarıldı.

"Anne… bugün yine keşfe çıkalım mı?"

Sera gülümsedi, yavrusunun alnına minicik bir öpücük kondurdu.

"Önce kahvaltı, sonra bakarız. Ama keşif dediğin şey, plan ister."

Tam o sırada Baro içeri döndü. Yüzünde heyecanla karışık bir ciddiyet vardı.

"Sera… şu karşı yamacın ardında bir şey gördüm. Dün yoktu. Parlak bir çizgi gibi… sanki gökyüzünden düşmüş."

Minik Pati bir anda ayağa fırladı, kulakları dikildi.

"GÖKYÜZÜNDEN DÜŞMÜŞ BİR ŞEY Mİ?!"

Sera hafifçe kaşlarını kaldırdı; Minik Pati’nin sesi vadinin kuşlarını bile zıplatacak kadar coşkuluydu.

"Yavaş, Minik Pati. Önce ne olduğunu anlamamız lazım."

Baro başını salladı.

"Ben de öyle düşünüyorum. Ama garip bir şey var… oraya yakın bir yerde rüzgâr farklı esiyor gibi. Sanki toprağın içinden nefes alıyor."

Sera’nın içi bir an ürperdi. Vadide rüzgârın huyunu herkes bilirdi; rüzgâr değişiyorsa ya hava dönüyordur ya da bir şey yolunda değildir.

Minik Pati zıplaya zıplaya Baro’nun yanına geldi.

"Baba, hadi gidelim! Ben çok dikkatli olurum. Söz!"

Baro yavrusunun başını okşadı.

"Dikkatli olmak sadece sözle olmaz. Dinlemekle olur. Gözlemekle olur."

Sera, evin köşesinden üç küçük şey aldı: bir su kabı, birkaç kuru meyve ve okaliptus lifinden örülmüş ince bir ip. İp, kaybolmamak için işaret bırakmakta işe yarardı.

"Tamam," dedi. "Gidiyoruz. Ama kurallar var. Ben önde, Baro arkada. Minik Pati ortada."

Minik Pati gururla göğsünü kabarttı.

"Ortada olmak… çok önemli bir görev!"

"Evet," dedi Sera. "Çünkü ortada olan, hem önünü hem arkasını görmeyi öğrenir."

Üçü birlikte vadiden dışarı doğru ilerlediler. Okaliptus ağaçlarının gölgeleri uzuyor, yaprakların arasında saklanan kuşlar, Kanguru Ailesi geçerken kısa kısa ötüşüyordu. Yolun bir yerinde, küçük bir dere vardı. Dere, normalde şırıl şırıl akardı; ama bugün sesi kısılmış gibiydi.

Minik Pati dereye eğildi, suyu dinledi.

"Dere… neden fısıldıyorsun?"

Baro da eğildi, suyun akışına baktı.

"Su azalmış. Üst tarafta bir şey olmuş olabilir."

Sera’nın yüreği sıkıştı. Su, vadinin kalbiydi. Kalp yavaş atarsa, herkes hissederdi.

Yola devam ettiler. Karşı yamaç göründüğünde Baro’nun bahsettiği o “parlak çizgi” seçilmeye başladı: güneş ışığını yakalayan ince, pürüzsüz bir yüzey… sanki kayaların arasına bir damla gökyüzü sıkışmış gibiydi.

Minik Pati heyecanla fısıldadı.

"Anne… bu bir yıldız parçası olabilir mi?"

Sera gülümsemeye çalıştı ama gözleri ciddiydi.

"Bilmiyorum. Ama ne olursa olsun, önce güvenli mi değil mi anlayacağız."

Yamaçtaki patika daralıp kıvrıldı. Kayaların arasında ilerlerken, tuhaf bir uğultu duydular. Uğultu… rüzgârın sesi değildi. Sanki bir şey, çok uzaklardan iç çekiyordu.

Minik Pati korkuyla annesine sokuldu.

"Bu ses… bana karanlık bir mağarayı hatırlattı."

Baro hemen araya girdi.

"Korkmak, tehlikeyi fark etmek demektir. Ama korku, bizi durdurmak için değil; bizi akıllı yapmak için vardır."

Sera ipi çıkardı, kayaya küçük bir düğüm attı; geriye dönüş yolunu işaretliyordu.

"Buradan sonra daha yavaş."

Ve işte o an, kayaların arasından geniş bir açıklığa çıktılar. Açıklığın ortasında, toprağa gömülmüş gibi duran, parlak yüzeyli kocaman bir şey vardı. Sanki dev bir yaprak… ama yaprak gibi kıvrılmıyor, ışığı keskin keskin geri yansıtıyordu. Yan tarafında küçük bir çatlak vardı ve çatlağın içinden hafif bir rüzgâr çıkıyor, uğultu da oradan yükseliyordu.

Minik Pati şaşkınlıkla gözlerini büyüttü.

"Bu… bu canlı mı?"

Sera, yavaşça yaklaşıp kulak verdi. Çatlağın içinden gelen rüzgâr, kuru toprak kokuyordu. Ama bir de metal gibi keskin bir koku vardı; vadide alışık olunmayan türden.

Baro, taşların üzerinden bir adım atıp parlak yüzeye dokunmadan önce durdu.

"Dokunmayalım. Önce etrafını inceleyelim."

Tam o sırada, kayalığın arkasından bir ses geldi; tiz ve telaşlı.

"Durun! Oraya yaklaşmayın!"

Üçü birden irkildi. Sesin sahibi, gri tüyleri kabarmış bir koala idi: adı Momo’ydu. Momo, genelde sakin olurdu; onu böyle panik içinde görmek, Sera’nın içini daha da burktu.

Momo koşarak yanlarına geldi, nefes nefese kaldı.

"Ben… ben dün gece buradaydım. Bu şey… dereyi etkiliyor. Su yukarıda birikiyor, aşağıya az geliyor!"

Baro’nun gözleri büyüdü.

"Yani dere bu yüzden fısıldıyor."

Minik Pati bir adım geri çekildi.

"Dereyi… incitiyor mu?"

Momo başını salladı.

"Bilmem incitiyor mu, ama değiştiriyor. Ve değişen şeyler bazen tehlikelidir."

Sera derin bir nefes aldı. Aklından tek bir düşünce geçiyordu: Vadiyi korumak. Minik Pati’nin güvenliği. Herkesin suyu.

"Momo," dedi, "bu şeyin geldiği yeri gördün mü? Gökyüzünden mi düştü?"

Momo gözlerini yere indirdi.

"Gece gök gürledi. Işık çaktı. Sonra bir ‘tak!’ sesi… sabah buradaydı."

Minik Pati’nin gözleri yine parladı, ama bu sefer sevinçten çok endişeyle.

"Yıldız parçasıysa… neden dereyi üzsün?"

Baro, parlak yüzeyin çevresini dolaşırken kayaların arasında bir şey fark etti: Toprak hafif çökmüştü. Sanki yerin altında bir tünel açılmış gibi. Çöküntü, dereye doğru uzanıyordu.

"Bakın," dedi. "Buradan dereye doğru bir boşluk var. Su mu buraya sızıyor acaba?"

Sera hemen karar verdi. Korku onun içinde bir taş gibi ağırdı ama gözleri kararlıydı.

"Bu iş tek başımıza çözülmez. Vadidekileri haberdar etmeliyiz. Ama önce buranın güvenliğini anlamalıyız."

Momo titreyerek konuştu.

"Ben gece yaklaşınca o uğultu artıyor. Sanki canlanıyor gibi."

Minik Pati annesinin elini tuttu.

"Anne… ben yardım etmek istiyorum. Ama… içimde küçük bir düğüm var."

Sera, yavrusunun kalbini duyuyordu sanki; korku, merak ve iyilik isteği birbirine karışmıştı.

"O düğüm, sana dikkatli ol diyor. Düğümü dinle."

Baro, çevredeki taşlardan birkaçını aldı ve çöküntünün yanına dikkatlice koydu; sanki işaret yapıyordu.

"Herkese anlatacağız. Ama önce bir plan: Eğer su buraya sızıyorsa, bu parlak şeyin altındaki boşluğu kapatmalıyız ya da suyu eski yoluna yönlendirmeliyiz."

Momo yutkundu.

"Peki ya o şey… kızarsa?"

Minik Pati bir anda ciddileşti, küçük yumruğunu sıktı.

"Bir şey dereyi üzüyorsa, ona ‘dur’ demek gerekir."

Sera yumuşak ama net bir sesle konuştu.

"‘Dur’ demek bazen bağırmak değildir, bazen çözüm bulmaktır."

Üçü geri dönmek üzereyken, çatlağın içinden bir ses daha geldi; bu sefer uğultunun içinde sanki minik bir “tık tık” vardı. Minik Pati durdu, kulak kabarttı.

"Anne… sanki biri içeriden vuruyor."

Baro’nun yüzü gerildi.

"İçeride bir canlı olabilir."

Momo geri geri gitti.

"Hayır… hayır… ben böyle şeylerden hoşlanmam!"

Sera, bir anlık sessizlikte Minik Pati’nin gözlerine baktı. O gözlerde korku vardı ama daha baskın olan, merhametti.

"Minik Pati," dedi, "eğer içeride biri varsa, onu da düşünmeliyiz. Ama güvenlik her şeyden önce."

Baro, kayalığın yanına eğilip seslendi; sesi tok ve kontrollüydü.

"İçeride biri var mı? Biz Kanguru Ailesi’yiz. Korkma."

Bir süre ses gelmedi. Sonra, çatlağın içinden boğuk bir ses duyuldu; sanki bir teneke kutunun içinden konuşuyordu.

"Ben… sıkıştım."

Minik Pati’nin tüyleri diken diken oldu.

"Kim o?!"

"Adım… Pıt."

Momo şaşkınlıkla gözlerini açtı.

"Pıt mı? Bu nasıl isim?"

Sera hemen Momo’ya bakıp sus işareti yaptı.

"Pıt, ne demek sıkıştım? Neredesin?"

"Işığın içinde… aşağıdayım. Kapı kapanmış gibi. Su da geliyor… üşüyorum."

Baro hızlıca düşündü. Eğer içeride biri varsa ve su sızıyorsa, iki sorun birden vardı: hem dere hem de sıkışan canlı.

Minik Pati annesine yalvaran gözlerle baktı.

"Anne… onu bırakamayız."

Sera’nın boğazına bir yumru oturdu. Yavrusunun yüreği kocamandı; ama dünya bazen büyük yürekleri sınardı.

"Bırakmayacağız," dedi. "Ama akıllıca."

Baro çevreye baktı; kaldıraç yapacak sağlam bir dal aradı. Yakında, rüzgârın devirdiği kalın bir dal vardı. Baro onu sürükleyip getirdi, çatlağın yanına yerleştirdi.

"Sera, sen Minik Pati’yi geride tut. Momo, sen de güvenli mesafede dur ama gözünü ayırma. Eğer su artarsa hemen haber ver."

Momo, korksa da başını salladı.

"Tamam… ama kalbim hızlı hızlı zıplıyor."

Minik Pati fısıldadı.

"Benimki de."

Baro dalı kaldıraç gibi kullandı; çatlağın kenarındaki pürüzsüz parçayı milim milim aralamaya çalıştı. Parça ağırdı, sanki yere mıhlanmış gibiydi. Baro’nun kasları gerildi, alnında ter belirdi.

"Hadi… biraz daha…"

Sera, Baro’nun yanında yere çöktü, taşları destek yaptı.

"Buraya bir kama koyalım. Açılırsa geri kapanmasın."

Minik Pati, küçük bir taş bulup koşarak getirdi, ama Sera hemen uyardı.

"Yavaşça ver. Acele edersen elin sıkışır."

Minik Pati taşı uzattı.

"İşte… bu. Ben yardım ediyorum değil mi?"

"Evet," dedi Sera, "çok doğru bir şekilde."

Taşı aralığa sıkıştırdılar. Çatlak biraz daha açıldı. İçeriden serin bir hava yüzlerine vurdu. Sonra, karanlıkta iki küçük parlak göz belirdi. Ve o gözlerin sahibi… minik bir wombat yavrusuydu. Üstü toz içindeydi, patileri titriyordu.

"Ben… ben Pıt."

Minik Pati’nin yüzü bir anda yumuşadı.

"Sen çok küçükmüşsün."

Pıt, gözlerini kırpıştırdı.

"Ben cesurum… ama biraz da korkuyorum."

Sera’nın sesi pamuk gibi oldu.

"Korkmak normal. Buradan çıkınca derin bir nefes alacaksın."

Baro, aralığı biraz daha açtı. Pıt sürünerek dışarı çıktı, yere düşer gibi oldu. Minik Pati hemen yanına zıpladı ama Sera koluyla onu durdurdu.

"Önce etraf güvenli mi bak."

Baro, Pıt’ı dikkatlice kenara aldı. Pıt titreyerek okaliptus yaprağına sarıldı.

"Teşekkür ederim… içerisi soğuktu. Ve su sesi… çok korkutucuydu."

Momo, uzaktan bakıp şaşkınlıkla sordu.

"Sen oraya nasıl girdin?"

Pıt gözlerini kaçırdı.

"Işık çok güzeldi. Merak ettim. Sonra yer sallandı, kapı gibi bir şey kapandı."

Sera, Pıt’ın başını okşadı.

"Merak iyidir. Ama önce etrafı tanımak gerekir."

Baro, artık ikinci hedefe odaklandı: suyu yeniden yönlendirmek. Çöküntünün olduğu yerde toprağı dikkatle eşelediler. Gerçekten de su, yukarıdan sızıp bu parlak şeyin altına gidiyordu. Demek ki dere yolu değişiyordu.

Baro kararlı konuştu.

"Vadidekilerle birlikte küçük bir set yapacağız. Su, tekrar dere yatağına dönecek."

Minik Pati heyecanlandı.

"Ben taş taşırım! Büyük taşları da taşırım!"

Sera gülümsedi.

"Sen küçük taşları taşırsın. Büyük taşlar Baro’nun işi."

Pıt, titremesi azalınca gözlerini kaldırdı.

"Ben de yardım edebilirim. Wombatlar kazmayı sever."

Momo hâlâ tedirgindi.

"Ya o parlak şey yine uğuldarsa?"

Baro bir an durdu, sonra sakin bir sesle dedi ki:

"Uğuldarsa da vadi birlikte durur. Çünkü biz yalnız değiliz."

O gün, Kanguru Ailesi vadideki hayvanları topladı. Kuşlar, mesajı hızla yaydı; possumlar gece hazırlık yaptı; koalalar okaliptus liflerinden bağlar ördü. Küçük bir ekip, dere yatağının yukarısına taş ve çamurla bir yönlendirme seti kurdu. Pıt, toprağı ustaca kazdı; suyun gideceği yeni küçük kanalı açtı. Minik Pati, kendinden beklenmeyecek bir sabırla taşları tek tek taşıdı. Momo ise korkusuna rağmen en kritik işi yaptı: su yükseldiğinde haber verdi, herkesin dikkatini topladı.

Güneş batarken, dere yeniden şırıl şırıl konuşmaya başladı. Sesi geri gelmişti. Vadinin kalbi tekrar düzenli atıyordu.

Minik Pati, suyun kenarına çöktü, gülerek fısıldadı.

"Dere artık şarkı söylüyor."

Sera yavrusunun yanına oturdu, gözleri dolu dolu oldu.

"Evet… çünkü dinledik. Anladık. Birlikte çözdük."

Baro, uzaktan parlak şeye baktı. Uğultu hâlâ vardı ama daha zayıftı; sanki o da bu düzeni kabul etmişti.

Pıt, Minik Pati’ye yaklaşıp çekingen bir gülümseme gösterdi.

"Ben… sana borçluyum."

Minik Pati başını iki yana salladı.

"Hayır. Biz birbirimize borçlu değiliz. Biz… aynı vadideyiz."

Momo içini çekti; bu sefer korkudan değil, rahatlamadan.

"Bugün… ben de cesur oldum galiba."

Sera ona döndü.

"Cesaret, titrememek değildir, Momo. Titreyerek de doğru şeyi yapmaktır."

Gece olduğunda Kanguru Ailesi evine döndü. Minik Pati yorgunluktan gözlerini zor açık tutuyordu. Sera onu kesesine aldı, hafifçe salladı. Baro girişte nöbet tutarken, Minik Pati uykuyla karışık bir sesle sordu:

"Anne… yarın da macera var mı?"

Sera gülümseyip fısıldadı.

"Macera her gün var. Bazen uzak tepelerde… bazen küçük bir taşın altında."

Minik Pati’nin gözleri kapandı, dudaklarında ufacık bir gülümseme kaldı.

"O zaman… ben her gün… dinleyeceğim."

Ve Okaliptus Vadisi’nde, dere şarkısını sürdürürken, Kanguru Ailesi’nin kalbinde sıcak bir duygu büyüdü: birlikte olmanın, birbirini kollamanın, merakı akılla taşımanın duygusu. Bu duygu, gecenin karanlığını bile yumuşatacak kadar parlaktı.

Yazıyı Paylaş: