Karne Hediyesi Masalı
Bir zamanlar, güneşin sabahları pencerelere altın renkli gülücükler çizdiği, kuşların sanki küçük bir konser verirmiş gibi cıvıldadığı şirin bir kasabada Ali adında çok tatlı, meraklı ve çalışkan bir çocuk yaşarmış. Ali’nin saçları her sabah biraz dağınık olur, annesi onları düzeltirken o çoktan o gün okulda neler öğreneceğini düşünmeye başlarmış. Çünkü Ali okulu yalnızca ders çalışılan bir yer olarak görmezmiş; onun için okul, yeni şeyler keşfedilen, arkadaşlarla gülünüp oynanan, bazen de küçük sürprizlerin yaşandığı büyülü bir yermiş.
O yıl Ali ikinci sınıfa gidiyormuş. Sınıf öğretmenleri Zeynep Öğretmen, hem güler yüzlü hem de çocukların kalbine dokunmayı bilen tatlı bir öğretmenmiş. Bir gün sınıfa elinde rengârenk kartonlar, yıldız çıkartmaları ve büyük bir gülümsemeyle girmiş.
— Çocuklar, bugün sizinle çok güzel bir şey konuşacağız, demiş.
Sınıftaki herkes heyecanla öğretmenine bakmış. Defterler kapanmış, kalemler masaya bırakılmış. Ali de sıranın üstüne biraz daha yaklaşmış.
— Karne günü yaklaşıyor. Ben notlardan önce, emeğe ve güzel kalbe bakarım. Ama güzel not alan, ödevlerini özenle yapan, arkadaşlarına iyi davranan çocuklar için küçük bir karne sürprizim var, demiş Zeynep Öğretmen.
Sınıf bir anda neşe ile dolmuş.
— Öğretmenim, sürpriz ne? diye sormuş Elif.
— Şimdilik bu sır, demiş öğretmen göz kırparak. — Ama şunu söyleyebilirim: İçinde sevgi var, emek var ve sizi gülümsetecek bir hediye var.
Ali’nin kalbi pır pır etmiş. Aslında Ali yalnızca hediye için heyecanlanmamış. Öğretmeninin söylediği “emeğe ve güzel kalbe bakarım” sözü kulağına çok güzel gelmiş. O günden sonra derslerine daha da dikkatle çalışmış. Türkçe kitabını özenle okumuş, matematik sorularını sabırla çözmüş, hayat bilgisi dersinde parmak kaldırıp heyecanla konuşmuş. En önemlisi de arkadaşlarına yardım etmiş.
Bir gün teneffüste Mert’in kalemi kırılmış. Mert üzgün üzgün çantasını karıştırıyormuş.
Ali hemen kalem kutusunu açmış.
— Benim yedek kalemimi alabilirsin Mert, demiş.
— Gerçekten mi? Ama sen ne kullanacaksın? diye sormuş Mert.
— Benim bir tane daha var. Hem arkadaşlar birbirine yardım eder, değil mi? demiş Ali.
Mert’in yüzü hemen aydınlanmış.
— Çok teşekkür ederim Ali. Sen çok iyi bir arkadaşsın.
Başka bir gün resim dersinde Ayşe boyalarını evde unutmuş. Gözleri biraz dolacak gibi olmuş ama Ali hemen yanına eğilmiş.
— Benim boyalarımı birlikte kullanabiliriz, demiş.
Ayşe sevinçle gülümsemiş.
— Yaşasın! O zaman gökyüzünü sen boya, güneşi de ben boyayayım.
Ali kahkaha atmış.
— Tamam, ama güneşi kocaman yapalım. Bugünkü gibi parlak olsun!
Günler geçmiş, haftalar ilerlemiş. Sınıfta herkes karne gününü konuşmaya başlamış. Ali elbette çok heyecanlıymış ama içindeki en güzel duygu, öğretmeninin onu fark etmesi umuduymuş. Akşamları annesiyle ders tekrar ederken bazen düşünceli düşünceli gülümsüyormuş.
Bir akşam annesi fark etmiş.
— Ali, yüzünde tatlı bir sır var. Ne düşünüyorsun bakalım? demiş.
Ali sandalyesinde hafifçe sallanmış.
— Anne, öğretmenimiz karne günü sürpriz hediye verecekmiş. Ama ben hediyeden çok, onun benden memnun olmasını istiyorum.
Annesi sevgiyle Ali’nin saçını okşamış.
— İşte en güzel düşünce bu. Çünkü gerçek hediye bazen bir aferindir, bazen bir gülümsemedir, bazen de emeklerinin fark edilmesidir.
Ali başını sallamış.
— Yine de biraz merak ediyorum, demiş gülerek.
Babası da salondan seslenmiş:
— Merak etmek güzeldir delikanlı! Ama sen zaten çok güzel çalıştın. Biz seninle gurur duyuyoruz.
Bu sözleri duymak Ali’nin içini sıcacık yapmış. O gece yastığına başını koyduğunda karnesini, öğretmenini ve sınıf arkadaşlarıyla yaşayacağı mutlu günü düşünerek uykuya dalmış.
Nihayet karne günü gelmiş. Sabah okulun bahçesi ayrı bir neşeyle doluymuş. Çocuklar tertemiz kıyafetler giymiş, saçlar taranmış, ayakkabılar parlatılmış. Ali de mavi gömleğini giymiş, annesi yakasını düzeltirken heyecandan yerinde duramıyormuş.
— Anne, sence öğretmenim sürpriz olarak ne verecek? diye sormuş.
Annesi gülmüş.
— Ben bilmiyorum ama senin yüzündeki heyecan bile başlı başına bir hediye gibi.
Ali okula koşar adımlarla gitmiş. Sınıfa girdiğinde kapının kenarlarına renkli kâğıt süsler asıldığını, tahtaya da “Mutlu Karneler Günü” yazıldığını görmüş. Masanın üstünde ise küçük paketler diziliymiş. Kimi kırmızı kurdeleli, kimi sarı, kimi mavi…
Ali’nin gözleri büyümüş.
— Vay canına! diye fısıldamış.
Zeynep Öğretmen sınıfa girince herkes yerine oturmuş. Öğretmen önce çocuklara tek tek bakmış. Gözlerinde gurur ve sevgi varmış.
— Canım öğrencilerim, bugün sadece notlarınızı değil, bir yıl boyunca gösterdiğiniz çabayı, sabrı, nezaketi ve güzel kalbinizi kutluyoruz, demiş.
Sonra karneleri dağıtmaya başlamış. Her öğrencinin yanına geldiğinde birkaç güzel söz söylemiş. Sıra Ali’ye geldiğinde Ali’nin kalbi neredeyse kulaklarından duyulacakmış gibi atıyormuş.
Zeynep Öğretmen Ali’nin önünde durmuş, gülümsemiş ve karnesini vermiş.
— Ali, sen yalnızca derslerinde başarılı olmadın. Aynı zamanda arkadaşlarına yardım eden, sınıfa neşe getiren, sorumluluk sahibi çok güzel bir öğrenci oldun. Seninle gurur duyuyorum.
Ali’nin yanakları mutluluktan pembeleşmiş.
— Teşekkür ederim öğretmenim, demiş yumuşacık bir sesle.
Sonra öğretmen masanın üstündeki paketlerden birini almış. Üzerinde minik yıldızlar olan sarı kurdeleli bir kutuymuş bu.
— Bu da senin karne hediyen Ali. Güle güle kullan, demiş.
Ali hediyeyi iki eliyle dikkatlice almış. Sanki içinde bir güneş taşıyormuş gibi özen göstermiş. Arkadaşları da merakla ona bakıyormuş.
— Açsana Ali! Açsana! diye fısıldaşmışlar.
Zeynep Öğretmen gülmüş.
— Evet, açabilirsin. Hep birlikte görelim.
Ali kurdeleyi yavaşça çözmüş, kapağı dikkatlice kaldırmış. Kutunun içinden lacivert kapaklı, üstünde altın yıldızlar olan çok güzel bir hikâye defteriyle rengârenk bir kalem seti çıkmış. Defterin ilk sayfasında da minik bir not varmış:
“Sevgili Ali, güzel kalbin ve çalışkanlığınla her sayfayı ışıkla doldurabilirsin. Hayal etmeyi hiç bırakma.”
Ali notu okuyunca gözleri sevinçle parlamış.
— Öğretmenim… bu çok güzel! Çok ama çok teşekkür ederim! demiş.
— Sen hak ettin Ali, demiş öğretmeni.
Mert hemen eğilmiş.
— Ali, bu deftere harika hikâyeler yazarsın sen!
Ayşe de gülümsemiş.
— Belki ilk hikâyenin kahramanı biz oluruz!
Ali kahkaha atmış.
— Olur! Hem çok eğlenceli bir hikâye yazarım. İçinde güneş kadar parlak bir sınıf olur.
Sınıfta herkes hediyelerini almış. Kimi boya seti, kimi kitap ayracı, kimi küçük bir masal kitabı… Ama o gün en büyük hediye, çocukların yüzündeki ışık olmuş. Sınıfın içi kahkahalarla, teşekkürlerle ve güzel sözlerle dolmuş.
Okul çıkışında Ali hediyesini sımsıkı tutarak annesine koşmuş.
— Anne! Bak! Öğretmenim bana hikâye defteri hediye etti! Bir de kalemler! Hem de bana güzel bir not yazmış!
Annesi kutuya bakmış, sonra Ali’ye sarılmış.
— Ne kadar anlamlı bir hediye… Çünkü senin kalbin de hayallerin de çok güzel.
Ali yolda yürürken hediyesine bakıp bakıp gülümsemiş. Eve gidince ilk iş defterin kapağını okşamış, masasına oturmuş ve ilk sayfaya özenle şunu yazmış:
“Bugün hayatımın en mutlu karne günlerinden biriydi. Çünkü bir hediye aldım, ama hediyenin içinde sadece kalem ve defter değil; sevgi, emek ve öğretmenimin bana inancı vardı.”
Sonra başını kaldırıp pencerenin dışındaki gökyüzüne bakmış. Güneş sanki ona göz kırpıyormuş. Ali o anda anlamış ki bazen en güzel karne hediyesi, insanın emeğinin fark edilmesiymiş. Ve güzel bir söz, küçük bir hediye ile birleşince çocuğun kalbinde uzun uzun parlayan bir yıldız oluyormuş.
O günden sonra Ali o deftere yalnızca hikâyeler değil, mutlu anılarını, hayallerini ve teşekkür etmek istediği şeyleri de yazmış. Her baktığında öğretmeninin sözlerini hatırlamış ve daha da hevesle öğrenmeye devam etmiş.
Ve o şirin kasabada, karne gününün en parlak armağanı uzun süre konuşulmuş: Bir öğretmenin öğrencisine verdiği sevgi dolu hediye ve bir çocuğun kalbinde açan kocaman mutluluk çiçeği.
