Zambak Masalı

Mine Kaya 31 Okuma Süresi: 10 dk Masal Oku
Zambak Masalı
TakipciAPP.com.tr

Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin arasına saklanmış, rengârenk çiçeklerle dolu bir vadi varmış. Bu vadinin adı Gülümseyen Bahçe’ymiş. Burada papatyalar sabah güneşiyle birlikte uyanır, menekşeler hafif rüzgârla dans eder, laleler ise öğle vakti gururla başlarını göğe kaldırırmış. Bahçenin tam ortasında, küçük bir dere kenarında ise beyaz yapraklı, ince uzun gövdeli, zarif mi zarif bir zambak çiçeği yaşarmış. Onun adı Zeri’ymiş.

Zeri çok güzelmiş. Yaprakları sanki süt kadar beyaz, ortasındaki sarı benekleri de altın tozu gibi parlarmış. Ama Zeri’yi özel yapan yalnızca güzelliği değilmiş. O, etrafındaki herkesi mutlu etmeyi seven, nazik, düşünceli ve neşeli bir çiçekmiş. Her sabah gün doğarken önce gökyüzüne bakar, sonra yanındaki dostlarına gülümsermiş.

Bir sabah güneş ışıkları vadiye yayılırken Zeri usulca yapraklarını açmış.

Günaydın sevgili bahçe, bugün de ne kadar parlaksın!

Hemen yanında duran tombul papatya Pırpır, heyecanla sallanmış.

Günaydın Zeri! Bugün dere kenarında minik su damlaları ışıl ışıl parlıyor. Sanki herkes için bayram gelmiş gibi!

Biraz ileride duran mor menekşe Mino da başını uzatmış.

Ben de sabah rüzgârının getirdiği kokuları dinledim. Bugün çok güzel şeyler olacak gibi hissediyorum.

Zeri gülümsemiş. Onun içi hep umut ve sevinçle doluymuş. Ama o gün gerçekten de sıradan bir gün değilmiş. Çünkü bahçede akşamüstü büyük bir Dostluk Şenliği yapılacakmış. Her çiçek, her kelebek, her arı ve her uğur böceği bu şenliğe hazırlanıyormuş.

Şenliğin haberi önce cıvıl cıvıl kuşlar tarafından duyurulmuş, sonra da rüzgâr tarafından tüm vadiye taşınmış. Herkes bu haberle sevinçten yerinde duramaz olmuş. Çünkü Dostluk Şenliği’nde oyunlar oynanır, şarkılar söylenir, kokular paylaşılır, en önemlisi de herkes birbirine güzel sözler söyler, yardımlaşırmış.

Zeri bu haberi duyunca çok heyecanlanmış.

Ben de şenlik için özel bir şey yapmak istiyorum. Yalnızca güzel görünmek değil, arkadaşlarımı gerçekten mutlu edecek bir sürpriz hazırlamak istiyorum.

Pırpır merakla sormuş:

Nasıl bir sürpriz?

Henüz bilmiyorum ama kalbim bana bir şey bulacağımı söylüyor.

Mino yapraklarını hafifçe titreterek konuşmuş.

Sen zaten çok güzel kokuyorsun Zeri. Belki de kokunu paylaşarak herkese mutluluk verebilirsin.

Zeri düşünmüş. Kokusu gerçekten de çok güzelmiş. Ama o yalnızca bir güzel koku değil, bahçedeki herkesin bir araya gelmesini sağlayacak neşeli bir şey yapmak istiyormuş.

Tam o sırada dere kıyısına parlak mavi kanatlı bir kelebek konmuş. Onun adı Lila’ymış. Lila, bahçenin en neşeli kelebeklerinden biriymiş ve her yeri dolaşıp yeni haberler getirirmiş.

Merhaba dostlar! Şenliğe hazırlanıyor musunuz?

Hazırlanıyoruz ama ben özel bir sürpriz arıyorum, demiş Zeri.

Lila, kanatlarını açıp kapatmış.

O zaman sana bir fikir verebilirim. Gökkuşağı Tepesi’nin arkasında, yalnızca neşeli kalplerin bulabildiği minicik bir çayır var. Orada sabah çiyiyle parlayan ezgi tohumları yetişir. Bu tohumlar rüzgârla sallandığında tatlı melodiler çıkarır. Eğer birkaç tane bulabilirsen şenlikte harika bir müzik yapabilirsin.

Zeri’nin gözleri parlamış.

Gerçekten mi? Bu harika olur! Ama ben köklerim toprağa bağlıyım. Oraya nasıl gidebilirim?

Pırpır hemen atılmış:

Biz senin için gidemeyiz ama dostlarımız gidebilir!

Mino heyecanla konuşmuş:

Evet! Lila uçabilir, uğur böcekleri taşıyabilir, arılar da yol gösterebilir!

Zeri o kadar duygulanmış ki yaprakları hafifçe titreşmiş.

Benim için bunu yapar mısınız gerçekten?

Lila gülerek dönmüş.

Elbette yaparız. Dostluk Şenliği için hazırlanıyorsak, bu hepimizin işi demektir.

O sırada oradan geçmekte olan bal arısı Bibi de vızıldayarak yanlarına gelmiş.

Ben de duydum! Görev varsa ben hazırım. Çiçekten çiçeğe uçmak benim işim.

Kıpkırmızı kanatlı uğur böceği Ponpon da dere taşının üstünden seslenmiş.

Ben de küçük yükleri taşımada çok iyiyim. Ezgi tohumlarını dikkatle getiririm.

Zeri’nin kalbi sevinçle dolmuş.

Ne kadar şanslıyım. Böyle dostlarım olduğu için kendimi dünyanın en mutlu zambağı gibi hissediyorum.

Ve böylece görev paylaşılmış. Lila, Bibi ve Ponpon hemen yola çıkmış. Pırpır ile Mino ise Zeri’nin yanında kalıp ona şenlik alanını süslemesinde yardım etmeye başlamışlar.

Bahçede tatlı bir telaş varmış. Karıncalar minik yapraklardan masa yapıyor, arılar çiçek tozlarından altın renkli süsler hazırlıyor, kelebekler kurdele gibi görünen ince otları dallara asıyormuş. Dereden gelen serin ses ise sanki prova yapan bir müzik grubu gibi herkese ritim veriyormuş.

Zeri de boş durmamış. Uzun yapraklarını dikkatlice bükerek küçük çiğ damlalarını bir araya toplamış. Bu damlalar güneş vurunca minik kristaller gibi parlıyormuş.

Bunları şenlik alanının girişine koyalım, demiş Zeri. Böylece gelen herkes kendini ışıltılı bir kapıdan geçiyor gibi hisseder.

Pırpır hayran kalmış.

Senin aklın da kalbin kadar güzel çalışıyor Zeri.

Mino gülmüş.

Evet, hem zarif hem düşüncelisin.

Saatler geçmiş. Güneş biraz yükselmiş. Zeri dostlarının dönmesini beklerken hem heyecanlanıyor hem de sabırsızlanıyormuş. Ama onun içindeki sabırsızlık hiç olumsuz değilmiş; daha çok doğum günü sabahı gibi tatlı bir bekleyişmiş.

Bir süre sonra uzaktan tanıdık sesler duyulmuş.

Geliyoruz! Geliyoruz! diye bağırmış Lila.

Bibi’nin vızıltısı da arkadan geliyormuş.

Ponpon ise sırtında minicik parlak tohumlarla ağır ağır ilerliyormuş.

Zeri onları görünce sevinçten neredeyse yapraklarını daha da açacakmış.

Hoş geldiniz! Başardınız mı?

Lila havada neşeyle dönmüş.

Hem de nasıl!

Ponpon, sırtındaki minicik parlak taneleri büyük bir özenle yere bırakmış.

İşte ezgi tohumları. O kadar hafifler ki sanki kahkahadan yapılmış gibiler.

Bibi de gururla konuşmuş.

Ben de dönüş yolunda onlara zarar gelmesin diye etraflarında uçup durdum. Çok güzel bir iş çıkardık.

Zeri’nin gözleri dolacak gibi olmuş ama bu, üzüntüden değil, büyük bir mutluluktanmış.

Size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.

Pırpır hemen gülmüş.

Dostlar arasında teşekkür olur mu?

Mino eklemiş:

Olur ama sarılma gibi olur.

Tabii çiçekler insan gibi sarılamadıkları için hepsi birbirine doğru eğilmiş. Bu, bahçedeki en güzel dostluk selamıymış.

Zeri sonra ezgi tohumlarını dere kenarına, yumuşak çimlerin üstüne yerleştirmiş. Hafif rüzgâr eser esmez tohumlar minik minik titremeye başlamış. Ve gerçekten de Lila’nın söylediği gibi, içlerinden incecik, tatlı, neşeli sesler yükselmiş. Sanki camdan yapılmış küçücük çanlar birlikte gülüyormuş.

Bu muhteşem! demiş Zeri.

Şenlikte herkes buna bayılacak! diye bağırmış Ponpon.

Akşamüstü yaklaşırken bahçe bir başka güzelleşmiş. Gökyüzü açık pembe ve altın rengine dönmüş. Şenliğe gelen çiçekler bir bir yerlerini almış. Laleler kırmızı ceket giymiş gibi dik durmuş, papatyalar beyaz taçlarını parlatmış, menekşeler en güzel kokularını hazırlamış. Arılar minik bal damlaları getirmiş, kelebekler de dans etmek için sıraya dizilmiş.

Şenliğin başlaması için herkes beklerken yaşlı ama neşeli ayçiçeği Gündüz Dede öne çıkmış. O, bahçenin en bilge çiçeğiymiş. Kocaman yüzünü güneşe çevirmiş, sonra da dostlarına dönmüş.

Sevgili bahçe halkı, hoş geldiniz! Bugün Dostluk Şenliği’nde bir arada olmanın sevincini paylaşacağız. Her biriniz bu bahçeyi güzel yapan bir renksiniz. Şimdi önce birbirimize güzel sözler söyleyelim, sonra oyun oynayıp şarkılar dinleyelim.

Herkes alkış gibi yapraklarını sallamış.

İlk sözü Pırpır almış.

Ben bugün şunu söylemek istiyorum: Zeri yalnızca güzel bir zambak değil, aynı zamanda çok iyi bir dost. O bizi her sabah neşeyle selamlıyor. Onun yanında kendimi hep değerli hissediyorum.

Zeri utanmış ama çok mutlu olmuş.

Sonra Mino konuşmuş:

Ben de Zeri sayesinde daha cesur hissediyorum. Çünkü o her zaman kalbinin sesini dinliyor ve herkese iyilikle yaklaşıyor.

Lila havada küçük bir tur atıp konuşmuş:

Ben çok yer geziyorum ama böylesine sıcak bir dostluğu her yerde göremiyorum. Bugün ezgi tohumlarını getirmek için çıktığımız yolculukta bunu bir kez daha anladım.

Bibi de gururla vızıldamış.

Birlikte yapılan iş daha kolay ve daha neşeli olur. Bunu bugün çok güzel gördük.

Ponpon, minicik sesiyle ama kocaman bir sevinçle eklemiş:

Ben küçük olabilirim ama dostlarım beni hep önemli hissettiriyor. Bu yüzden bu bahçeyi çok seviyorum.

Sıra Zeri’ye gelmiş. Herkes ona bakıyormuş. Zeri biraz heyecanlanmış ama sonra derin bir nefes almış. Rüzgâr yapraklarını hafifçe okşamış.

Sevgili dostlarım, ben bir zambak çiçeğiyim. Beyaz yapraklarım olabilir, güzel kokum olabilir ama inanıyorum ki beni asıl güzel yapan sizsiniz. Çünkü dostluk olmasa hiçbir renk bu kadar parlak görünmezdi. Ben bugün sizin yardımınızla küçük bir sürpriz hazırladım. Bu sürpriz, hepimizin ortak neşesidir.

Bunu söyledikten sonra dere kıyısındaki ezgi tohumlarına doğru eğilmiş. O anda hafif bir akşam rüzgârı esmiş ve tohumlar tatlı bir müzik çıkarmaya başlamış. İncecik, parlak, oyun dolu sesler tüm bahçeye yayılmış. Kelebekler kanat çırparak dans etmiş, arılar ritme uygun vızıldamış, çiçekler yapraklarını sağa sola sallayarak müziğe eşlik etmiş.

Pırpır sevinçle bağırmış:

Bu sanki rüzgârın şarkı söylemesi gibi!

Mino gözlerini kapatıp dinlemiş.

Ve sanki dere de ona fısıldayarak eşlik ediyor.

Gündüz Dede kocaman gülümsemiş.

Bu müzik dostluğun sesi çocuklar. Birlikte hareket eden kalpler her zaman en güzel melodiyi çıkarır.

Sonra oyunlar başlamış. Kelebekler çiçekten çiçeğe konma yarışı yapmış. Uğur böcekleri benek sayma oyunu düzenlemiş. Arılar bal damlası taşıma yarışında kahkahalarla uçuşmuş. Zeri ise ortada durup herkesi izlerken öylesine mutluymuş ki içinden sürekli şarkı söylemek geliyormuş.

Bir ara küçük, utangaç bir mavi çan çiçeği şenlik alanının kenarında durmuş. Adı Çini’ymiş. Çok yeni açmış bir çiçek olduğu için kimseyi pek tanımıyormuş. Bu yüzden sessizce duruyor, katılmak istiyor ama çekiniyormuş.

Zeri onu fark etmiş ve nazikçe seslenmiş.

Merhaba, neden uzakta duruyorsun? Buraya gelsene.

Çini hafifçe eğilmiş.

Ben daha yeniyim. Kimseyi tanımıyorum. Oyuna katılırsam yanlış yaparım diye düşündüm.

Zeri içten bir gülümsemeyle cevap vermiş:

Burada yanlış yapmak diye bir şey yok. Burada birlikte gülmek var. Gel, seni arkadaşlarımla tanıştırayım.

Pırpır hemen seslenmiş:

Hoş geldin Çini! Ben Pırpır. İstersen birlikte döne döne dans edebiliriz.

Mino da eklemiş:

Ben Mino. İstersen önce kenarda oturup müziği dinleriz, sonra canın isterse oyuna katılırsın.

Lila havada kalp gibi bir daire çizmiş.

Ve ben de sana bahçeyi yukarıdan nasıl gördüğümü anlatırım.

Çini’nin yüzü aydınlanmış.

Gerçekten benimle arkadaş olur musunuz?

Hepsi bir ağızdan cevap vermiş:

Elbette oluruz!

Bunun üzerine Çini de neşeyle sallanmaya başlamış. Önce utangaç utangaç, sonra iyice keyiflenerek müziğe katılmış. Kısa süre içinde sanki uzun zamandır oradaymış gibi gülmeye başlamış.

Gece yaklaşırken gökyüzü mora dönmüş ama bahçe hâlâ ışıl ışılmış. Çünkü çiğ damlaları ay ışığını yakalayıp parlıyormuş. Zeri’nin hazırladığı giriş süsleri şimdi daha da güzel görünüyormuş. Herkes o kadar eğlenmiş ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamış.

Şenliğin sonunda Gündüz Dede tekrar konuşmuş.

Bugün burada hepimiz çok güzel bir şey öğrendik. Güzellik yalnızca görünüşte değil, paylaşmakta saklıdır. Neşe yalnızca tek başına değil, birlikte çoğalır. Ve dostluk, küçücük bir tohumu bile kocaman bir şarkıya dönüştürebilir.

Zeri, dostlarına bakmış. Pırpır neşeyle sallanıyor, Mino tatlı tatlı gülümsüyor, Lila kanatlarını yavaşça kapatıyor, Bibi huzurlu bir vızıltıyla dolaşıyor, Ponpon taşın üstünde keyifle dinleniyor, Çini ise ilk kez kendini gerçekten ait hissediyormuş.

Zeri yumuşacık bir sesle konuşmuş:

Ben bu günü hiç unutmayacağım. Çünkü bugün yalnızca bir şenlik yaşamadık. Bugün kalplerimizin aynı bahçede açtığını gördük.

Pırpır cevap vermiş:

Ve bu bahçenin en güzel kokusu dostluk oldu.

Mino eklemiş:

En güzel rengi de mutluluk.

Lila neşeyle dönmüş:

En güzel kanadı da paylaşmak.

Bibi vızıldamış:

En tatlı sesi ise birlikte gülmek.

Ponpon minicik sesiyle söylemiş:

En güzel yeri de dostlarının yanı.

Çini de artık çekinmeden konuşmuş:

Ve en güzel başlangıç, birinin sana gel buraya demesidir.

O gece ay, Gülümseyen Bahçe’nin üstünde kocaman ve parlak durmuş. Rüzgâr, ezgi tohumlarının şarkısını hafifçe tekrar etmiş. Zeri uykuya dalmadan önce gökyüzüne bakmış ve sessizce gülümsemiş. Çünkü artık biliyormuş ki en güzel çiçek, tek başına en parlak olan değil; etrafındakileri de açtıran çiçekmiş.

O günden sonra Zeri her sabah dostlarına yine neşeyle günaydın demiş. Ama artık bahçede bir gelenek başlamış. Her ayın ilk akşamı küçük bir Dostluk Şenliği yapılır olmuş. Herkes yeni bir oyun bulur, yeni bir şarkı paylaşır, bahçeye yeni gelenleri sevgiyle karşılarmış. Ve Gülümseyen Bahçe’de yaşayan herkes şu sözü kalbine yerleştirmiş:

Dostluk varsa, her gün bayramdır.

Böylece beyaz zambak Zeri’nin bahçesi, yalnızca çiçeklerin açtığı bir yer değil, sevginin, neşenin, paylaşmanın ve dostluğun hiç eksik olmadığı mutlu bir masal yurdu olmuş.

Yazıyı Paylaş: