Sihirli Baston Masalı
Bir varmış, bir yokmuş… Uzak mı uzak, ama kalbe çok yakın bir vadide, rengârenk çiçeklerin hiç solmadığı, kuşların sabahları neşeyle şarkı söylediği Gülen Tepe adında bir köy varmış. Bu köyde, Ela adında meraklı mı meraklı, sevecen mi sevecen bir çocuk yaşarmış. Ela’nın en sevdiği şey, akşamüstü olunca büyük dut ağacının altına oturup bulutların şekillerine bakmakmış. Kimi zaman bulutlar tavşana benzer, kimi zaman dev bir dondurmaya… Ela da her defasında kendi kendine gülümsermiş.
Bir gün Ela, köyün biraz dışındaki papatya yolunda yürürken güneşte parlayan ince, uzun bir baston görmüş. Baston sıradan bir bastona hiç benzemiyormuş. Üzerinde altın sarısı kıvrımlar, sap kısmında ise minik bir ay yıldızı parlıyormuş. Ela önce şaşırmış, sonra yavaşça eğilip bastonu eline almış. Baston, avucuna değer değmez sıcacık olmuş. Sanki “Merhaba” der gibi hafifçe titreşmiş.
Ela gözlerini kocaman açmış.
— Aa! Sen de kimsin böyle? demiş.
Bastonun ucundaki küçük mavi taş bir anda ışıldamış. Sonra yumuşacık, tatlı bir ses duyulmuş.
— Ben Sihirli Baston’um. Ama dostlarım bana Işık Dalı der.
Ela neredeyse sevinçten zıplayacakmış.
— Konuşabiliyor musun gerçekten?
— Elbette konuşabiliyorum, demiş baston. — Ama yalnızca kalbi neşeyle dolu çocuklarla konuşurum.
Ela’nın yüzünde kocaman bir gülümseme açmış.
— O zaman benimle konuşmana çok sevindim. Ben Ela.
— Biliyorum, demiş baston sevecen bir sesle. — Bu vadide rüzgârın anlattığı isimleri duyarım.
Ela bastonu dikkatlice incelemiş.
— Peki sen ne işe yarıyorsun? Uçuyor musun? Şarkı mı söylüyorsun? Kurabiye yapıyor musun?
Baston hafifçe gülmüş gibi ışık saçmış.
— Biraz hepsi, biraz daha fazlası. Ben insanların içindeki güzel duyguları ortaya çıkarırım. Ama sihrim en çok paylaşılınca çoğalır.
Ela bunu çok sevmiş. Çünkü paylaşmayı gerçekten çok severmiş. O anda köy meydanından hafif bir melodi duyulmuş. Köyün çocukları akşam şenliği için hazırlık yapıyormuş. Ela heyecanla bastona dönmüş.
— Bizim köyde bu akşam yıldız şenliği var! Herkes bir şey getirir; kimi şarkı söyler, kimi çörek yapar, kimi de oyun kurar. Sen de gelir misin?
— Memnuniyetle, demiş Sihirli Baston. — Ama önce küçük bir yürüyüş yapalım. Bakalım bugün kimi mutlu edebiliriz?
Ela bastonu koluna dayayıp papatya yolunda ilerlemeye başlamış. Daha birkaç adım atmışlar ki, yol kenarında oturan minik bir kaplumbağa görmüşler. Kaplumbağanın adı Tombik’miş. Tombik gökyüzüne bakıp iç çekiyormuş.
Ela yanına çömelmiş.
— Merhaba Tombik, neden böyle dalgınsın?
Tombik başını kaldırmış.
— Gölde nilüfer yapraklarının üstünde kaymak istiyorum ama çok yavaşım diye yetişemiyorum, demiş.
Ela hemen bastona bakmış. Bastonun ucundaki taş yumuşak bir yeşil ışık saçmış.
— Ona biraz cesaret ver, diye fısıldamış baston.
Ela gülümseyerek Tombik’in kabuğunu okşamış.
— Bence sen yavaş değilsin. Sen dikkatli ve sakinsin. Bu da çok güzel bir şey. İstersen birlikte deneyelim.
Sonra Sihirli Baston’u hafifçe havaya kaldırmış. Baston havada küçük ışık halkaları çizmiş. O anda gölden esen tatlı bir meltem, nilüfer yapraklarını kıyıya doğru nazikçe yaklaştırmış.
Tombik şaşkınlıkla göz kırpmış.
— Aa! Yapraklar bana geldi!
— Çünkü bazen güzellikler, onlara sevgiyle bakanlara yaklaşır, demiş baston.
Tombik, ilk nilüfer yaprağına dikkatlice çıkmış. Sonra bir diğerine… Sonra bir diğerine… Bir bakmış ki gölde tatlı tatlı süzülüyor.
— Başardım! Başardım! diye neşeyle bağırmış.
Ela alkışlamış.
— Harikasın Tombik!
Yola devam ederlerken bu kez çilek tarlasının yanında köyün fırıncısı Nermin Teyze’yi görmüşler. Nermin Teyze büyük bir sepet dolusu çörek yapmış ama çöreklerin üzerine serpilecek tarçın kesesi bir türlü bulunamıyormuş.
— Eyvah, yıldız çörekleri tarçınsız olur mu hiç? diye söylenmiş Nermin Teyze.
Ela hemen yaklaşmış.
— Yardım edelim mi?
— Ah canım Ela, ne iyi olur, demiş Nermin Teyze.
Sihirli Baston hafifçe parlamış.
— Gözlerle değil, kalple bak, demiş.
Ela etrafına yeniden bakmış. Fırının penceresi açıkmış. İçeri giren rüzgâr, mutfak rafındaki ince tül örtüyü kıpırdatıyormuş. Ela örtüyü kaldırınca tarçın kesesi orada duruyormuş.
— Buldum! diye sevinmiş.
Nermin Teyze ellerini çırpmış.
— Aferin sana! Nasıl fark ettin?
Ela bastona bakıp gülmüş.
— Biraz dikkat, biraz da sihir galiba.
Nermin Teyze sıcak çöreklerden iki tane verip onlara teşekkür etmiş. Çörekler o kadar güzel kokuyormuş ki, Ela’nın içi mutlulukla dolmuş.
Akşamüstü gökyüzü açık pembe bir renge dönmüş. Meydana vardıklarında köy şenliği çoktan başlamış. Çocuklar koşuyor, büyükler masalar kuruyor, ağaç dallarına minik fenerler asılıyormuş. Ela, Sihirli Baston’u dikkatlice tutarak meydana çıkmış. Önce kimse bastonun sihirli olduğunu anlamamış. Ama tam o sırada köyün en utangaç çocuğu olan Mavi, sahnenin kenarında durmuş, elindeki minik flüte bakıyormuş.
Ela yanına gitmiş.
— Neden çalmıyorsun? Çok güzel çalıyorsun.
Mavi yanağını kaşımış.
— Herkesin önünde utanıyorum. Ya yanlış nota basarsam?
Sihirli Baston altın gibi parlamış.
— Ona şunu söyle, demiş usulca. — Müzikte en güzel şey kusursuzluk değil, içtenliktir.
Ela başını sallamış ve Mavi’ye dönmüş.
— Bence yanlış nota diye bir şey yok. Bazen en tatlı melodi, kalpten çıkan ilk sestir.
Mavi biraz düşünmüş.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten, demiş baston bu kez herkesin duyabileceği kadar tatlı bir sesle.
Meydandaki herkes şaşkınlıkla bastona dönmüş. Sonra çocuklar hayran hayran yaklaşmış.
— Baston konuştu! demiş biri.
— Işıl ışıl parlıyor! demiş bir başkası.
Ela gülerek anlatmış:
— Bu Sihirli Baston. Ama en güzel sihri, insanlara içlerindeki güzelliği hatırlatması.
Mavi derin bir nefes almış, flütünü dudaklarına götürmüş ve yumuşacık bir melodi çalmaya başlamış. Melodi o kadar huzurluymuş ki meydandaki herkes sessizce dinlemiş. Fenerler hafifçe sallanmış, kuşlar bile susup dinlemiş. Şarkı bittiğinde kocaman bir alkış kopmuş.
Mavi’nin gözleri ışıldamış.
— Ben yaptım!
— Evet, yaptın, demiş Ela.
— Çünkü cesaret de bir çeşit sihirdir, demiş Sihirli Baston.
Sonra çocuklar bastonun etrafında halka olmuş. İçlerinden biri sormuş:
— Biz de sihir yapabilir miyiz?
Baston yavaşça dönmüş, sapındaki ay yıldızı parlamış.
— Elbette. Bir arkadaşını güldürmek sihirdir. Bir çiçeği sulamak sihirdir. Paylaşmak sihirdir. Güzel söz söylemek sihirdir. Uyku vakti geldiğinde yıldızlara gülümsemek bile sihirdir.
Çocuklar bu cevabı çok sevmiş. Her biri sırayla o gün yapacağı küçük bir iyiliği söylemiş.
— Ben kardeşime masal okuyacağım!
— Ben kedilere su koyacağım!
— Ben dedemin gözlüğünü temizleyeceğim!
— Ben anneme sofrayı kurarken yardım edeceğim!
Sihirli Baston her cümlede biraz daha parlamış. Sanki her güzel niyet, ucundaki ışığı büyütüyormuş. Bir süre sonra meydanın üstünde yıldız gibi duran altın renkli pırıltılar uçuşmaya başlamış. Ama bunlar göz kamaştıran değil, içi ısıtan türden pırıltılarmış.
Ela başını kaldırıp gökyüzüne bakmış.
— Bu akşam çok güzel oldu.
— Çünkü kalpleriniz birlikte parladı, demiş baston.
Şenlik bitmeye yakın herkes evine dönmeye başlamış. Hava serinlemiş, gece kadife gibi yumuşak olmuş. Ela, dut ağacının yanındaki küçük tepeye çıkıp oturmuş. Sihirli Baston’u dizlerinin üstüne koymuş.
— Yarın da benimle kalır mısın?
Bastonun sesi bu kez daha sıcak, daha ninni gibiymiş.
— Ben hep burada olacağım. Bazen elinde, bazen yanında, bazen de sadece hatırında. Çünkü gerçek sihirli baston, sevgiyle bakan kalbin ta kendisidir.
Ela bastonu usulca göğsüne yakın tutmuş.
— O zaman seni hiç kaybetmem.
— Kaybetmezsin, demiş baston. — Şimdi gözlerini kapat, geceyi dinle.
Ela gözlerini kapatmış. Uzakta cırcır böcekleri şarkı söylüyor, yapraklar fısıldaşıyor, gökyüzünde yıldızlar usulca gülümsüyormuş. Ela’nın içi süt kadar yumuşak, battaniye kadar sıcak bir huzurla dolmuş. O andan sonra ne zaman güzel bir söz söylese, ne zaman paylaşsa, ne zaman birini cesaretlendirse, bastonun ışığını yeniden görür gibi olurmuş.
Ve derler ki Gülen Tepe köyünde çocuklar hâlâ uyumadan önce birbirlerine şöyle dermiş:
— Bugün sihrini kullandın mı?
Sonra biri mutlaka gülümseyip cevap verirmiş:
— Evet. Biraz sevgiden, biraz neşeden, biraz da kalbimden kullandım.