Ay Kapısı Masalı
Ay Kapısı Masalı
Bir varmış bir yokmuş… Gökyüzünün en yumuşak yerinde, pamuk gibi bulutların üstünde, Ay’ın gümüş ışığıyla parlayan tatlı bir kapı varmış. Bu kapının adı Ay Kapısıymış. Ay Kapısı “tık” diye açılınca, içinden gezegenlere giden minicik yollar çıkarmış. Bu yollar ip gibi ince, süt gibi beyaz, yıldız gibi pırıl pırılmış.
Dünya’da ise küçük bir çocuk yaşarmış: Mini. Mini’nin en sevdiği şey gökyüzüne bakmakmış. Pencereden Ay’ı görür, el sallar, gülermiş.
Bir akşam Mini uykuya hazırlanırken, odasına ay ışığı girmiş. Işık, halının üstüne yuvarlak bir leke gibi düşmüş. Sonra… o ışık lekesi “pıt pıt” zıplamış!
Mini şaşırmış ama korkmamış. Çünkü ışık çok sıcak, çok tatlıymış.
— Merhaba! demiş ışık.
Mini gözlerini kocaman açmış.
— Merhaba… Sen kimsin?
Işık gülücük gibi parlamış.
— Ben Ay Işığı. Seninle bir yere gitmek isterim. Ay Kapısı’na!
Mini’nin kalbi “pıt pıt” atmış. Heyecanlanmış.
— Ay Kapısı nerede?
— Gökyüzünde. Ama merak etme. Ben seni yumuşacık taşıyacağım.
Mini yorganını tutmuş.
— Annem ne der?
Ay Işığı çok nazik konuşmuş.
— Annen uyuyor. Biz çok kısa gezeceğiz. Sonra yine yatağındasın.
Mini gülmüş.
— Tamam! Ama ben küçüğüm. Düşer miyim?
— Düşmek yok. Ben ışığım. Işık düşmez. Işık uçar.
Mini “hıhı” demiş. Sonra terliğini bile giymeden, ay ışığının içine adım atmış. Işık onu bir baloncuk gibi sarmış. “Vuuup!” diye yukarı çıkmışlar.
Bulutların arasından geçmişler. Yıldızların yanından geçmişler. Mini yıldızlara el sallamış.
— Merhaba yıldızlar!
Yıldızlar pır pır etmiş.
— Işıl ışıl!
Derken karşılarına kocaman, yuvarlak bir kapı çıkmış. Kapı sanki gümüşten yapılmış. Üstünde küçük bir ay resmi varmış. Kapının yanında minicik bir zil duruyormuş.
Ay Işığı fısıldamış:
— İşte Ay Kapısı. Zile basınca açılır.
Mini parmağını uzatmış, “ding!” demiş. Kapı hemen gülümser gibi aralanmış.
Kapının içinden bir ses gelmiş. Ses çok tatlıymış, tıpkı ninni gibi.
— Hoş geldin Mini. Hoş geldin Ay Işığı.
Mini şaşırmış.
— Kapı konuşuyor!
Ay Kapısı kıkırdamış.
— Ben kapıyım ama aynı zamanda yolum. Gezegenlere giden yolum. İstersen gezebiliriz.
Mini ellerini çırpmış.
— Evet! Gezegenlere!
Ay Kapısı “şık” diye açılmış. İçerde küçük küçük ışıklı taşlar varmış. Her taşın üstünde bir resim: bir gezegen resmi.
Ay Işığı demiş ki:
— Hangi gezegene gidelim?
Mini düşünmüş. Sonra en parlak taşa dokunmuş. Taşın üstünde kırmızı bir gezegen varmış.
— Bu!
Ay Kapısı yumuşacık konuşmuş:
— Bu Mars. Mars’a gidiyoruz. Hazır mısın?
— Hazırım!
“Pof!” diye bir ışık tüneline girmişler. Mini’nin saçları uçuşmuş. Ama her şey oyun gibiymiş.
Bir anda kırmızı bir yerde durmuşlar. Yer kırmızı, taşlar kırmızı, ama gökyüzü pembe gibiymiş. Mini orada birini görmüş: Minik bir robot! Robotun gözleri kalp gibi parlıyormuş.
Robot sevinçle zıplamış.
— Merhaba! Ben Mırmır Robot! Mars’a hoş geldin!
Mini gülmüş.
— Merhaba Mırmır Robot! Burada ne yapıyorsun?
— Ben Mars’ı gıdıklıyorum. Mars gülünce rüzgâr tatlı esiyor.
Mini kıkırdamış.
— Gezegen gıdıklanır mı?
— Burada her şey olur. Mars biraz utangaç. Gülünce daha sıcak hissediyoruz.
Mini etrafa bakmış. Uzakta küçük kırmızı tepeler varmış. Bir de minik bir bayrak: üstünde kocaman bir gülücük.
Ay Işığı Mini’ye sormuş:
— Mars’a bir hediye verelim mi?
Mini cebini yoklamış. Cebinde bir şey yokmuş. Ama Mini’nin bir şeyi varmış: gülümsemesi.
Mini Mars’a doğru dönmüş.
— Mars! Ben Mini! Sana gülümseme veriyorum!
O anda hafif bir rüzgâr “vııın” diye esmiş. Kırmızı taşlar bile daha parlak görünmüş. Mırmır Robot alkışlamış.
— Yaşasın! Mars mutlu oldu!
Mini gururlanmış.
— Mars mutlu olunca ben de mutlu oldum.
Ay Kapısı’nın sesi uzaktan gelmiş:
— Şimdi başka gezegene gidelim mi?
Mini başını sallamış.
— Evet!
Bu sefer Mini mavi bir taşa dokunmuş. Taşın üstünde büyük bir mavi gezegen varmış.
— Bu mavi!
Ay Kapısı demiş ki:
— Bu Neptün. Orası serin ve şarkılı.
“Pof!” diye yine ışık tüneli. Ve… mavi mavi bir yere varmışlar. Neptün’ün havası serinmiş ama üşütmüyormuş. Sanki serin bir limonata gibiymiş.
Orada bir bulut balinası yüzüyormuş! Evet, bulut balinası! Bulutlardan yapılmış kocaman, yumuşak bir balina. Üstünde küçük yıldızlar parlıyormuş.
Bulut balinası “huuup” diye şarkı söylemiş:
— Huuup huuup… hoş geldin…
Mini sevinmiş.
— Balina! Merhaba! Sen denizde misin?
Bulut balinası gülmüş.
— Ben gökyüzü denizindeyim. Neptün’de gökyüzü deniz olur.
Mini hayran kalmış.
— Ben de binebilir miyim?
— Tabii. Sırtım pamuk.
Mini yavaşça balinanın sırtına oturmuş. Ay Işığı da yanında durmuş. Balina yavaşça yüzmüş. Etrafta minik mavi yıldızlar “pıt pıt” parlamış.
Mini balinaya sarılmak istemiş, ama kocamanmış. Mini sadece “minicik sarılma” yapmış.
— Seni seviyorum Bulut Balina.
Bulut balina şarkı söylemiş:
— Sevgi… yumuşak… sevgi… sıcak…
Mini’nin gözleri parlamış. Kalbi de parlamış.
Ay Işığı fısıldamış:
— Sevgi, gezegenler arasında en hızlı giden şey.
Mini merak etmiş.
— En hızlı roketten hızlı mı?
— Evet. Bir gülümseme, bir sarılma, bir güzel söz… hemen gider.
Mini düşünmüş. Sonra kendi kendine de güzel bir söz söylemiş.
— Mini iyidir. Mini mutlu.
Ay Işığı gülmüş.
— Aferin. Kendi kalbini de okşadın.
Ay Kapısı yine seslenmiş:
— Son bir gezegen daha?
Mini hemen:
— Evet!
Bu kez sarı bir taşa dokunmuş. Taşın üstünde kocaman halkaları olan bir gezegen varmış.
— Bu halka!
Ay Kapısı demiş:
— Bu Satürn. Halkaları oyun halkasıdır.
“Pof!” tünel, ışık, hop! Satürn’e gelmişler.
Satürn çok güzelmiş. Altın gibi sarıymış. Ve etrafında büyük halkaları varmış. Halkalar gökkuşağı gibi değilmiş; düz renkli, temiz, pırıl pırılmış. Sanki kocaman bir hula hoop!
Halkaların üzerinde minik minik toplar zıplıyormuş. Topların her biri bir duyguymuş: “Neşe”, “Sevgi”, “Şaşkınlık”, “Merak”, “Umut”. Hepsi gülüyormuş.
Bir top zıplayıp Mini’nin yanına gelmiş. Üstünde “Neşe” yazıyormuş, ama Mini okuyamazmış. Zaten 1–3 yaş çocuğu gibi dinliyormuş, hissetmesi yetiyormuş. Top “cıv cıv” diye ses çıkarmış.
— Ben Neşe Topu! Oynamak ister misin?
Mini gülmüş.
— Evet!
Neşe Topu zıplamış, Mini de peşinden “hop hop” zıplamış. Ay Işığı da ışık gibi süzülmüş. Satürn’ün halkaları hafifçe dönmüş. Dönünce müzik gibi ses çıkmış: “ting ting”.
Mini heyecanla bağırmış:
— Çok güzel!
Neşe Topu demiş ki:
— Satürn’ün halkaları bir oyun alanı. Burada herkes sırayla oynar.
Mini bir başka topa bakmış. Bu top daha yumuşakmış. Sanki peluş gibi. O top konuşmuş:
— Ben Sevgi Topu. Sarılalım mı?
Mini hemen kollarını açmış.
— Sarılalım!
Mini Sevgi Topu’na sarılmış. Top, “mmm” diye mutlu bir ses çıkarmış.
— Sarılınca büyürüm.
Mini şaşırmış.
— Büyür müsün?
— Evet. Sevgi paylaşılsa büyür.
Mini bunu çok sevmiş. Kalbi “pıt pıt” daha yumuşak atmış.
Ay Kapısı’nın sesi biraz daha yakın gelmiş:
— Mini, Dünya’ya dönme zamanı yaklaşıyor.
Mini bir an durmuş. Biraz üzülmüş gibi olmuş. Ama korkmamış. Çünkü güzel şeyler yaşamış.
— Gitmek istemiyorum…
Ay Işığı Mini’nin yanında parlamış.
— Gitmek zorundayız, çünkü senin yatağın seni bekliyor. Ama Ay Kapısı her zaman burada.
Mini dudağını büzmüş.
— Yine gelir miyiz?
— Elbette. Ay’a el salladığında Ay da sana el sallar.
Mini Satürn’e, Neptün’e, Mars’a doğru dönmüş. Küçük bir el sallamış.
— Bay bay gezegenler!
Uzaklardan sesler gelmiş:
— Bay bay Mini!
— Yine gel!
— Gülümsemeyi unutma!
Ay Kapısı yeniden “şık” diye açılmış. Mini ve Ay Işığı içine girmiş. Işık tüneli “vuuup” diye Dünya’ya inmiş.
Mini odasına geri gelmiş. Halının üstündeki ay ışığı lekesi yine oradaymış. Ama şimdi Mini’nin içinde de bir ışık varmış. İç ışığı. Mutlu ışık.
Mini yatağına çıkmış. Yorganını çekmiş. Gözleri kapanırken fısıldamış:
— Ay Kapısı… teşekkür ederim…
Ay Işığı da çok nazikçe fısıldamış:
— İyi uykular Mini. Gezegenler seni seviyor.
Mini gülümsemiş. Küçük bir “mmm” sesi çıkarmış. Sonra uyumuş.
Ve o gece Ay, pencereden içeri bakıp Mini’ye göz kırpmış. Ay Kapısı da uzakta, sessizce parlamış. Çünkü sevgiyle gidilen her yol, yeniden açılan bir kapıymış.
Masal da burada bitmiş. Gökyüzü pırıl pırıl, kalpler yumuşacık kalmış.