Bilge Köylü Masalı

Mine Kaya 4 Okuma Süresi: 8 dk Masal Oku
Bilge Köylü Masalı

Bir varmış, bir yokmuş… Uzak tepelerin, yemyeşil ovaların ve mis kokulu ekin tarlalarının arasında, “Gülpınar” adında küçük bir köy varmış. Bu köyün sabahları horoz sesleriyle, öğleleri çocuk kahkahalarıyla, akşamları ise cırcır böceklerinin neşeli şarkılarıyla dolarmış. Gülpınar’da herkes birbirini tanır, kapılar çoğu zaman kilitlenmez, komşular birbirine sıcak ekmek, taze süt ve güzel söz taşırmış.

Bu köyde yaşayan en sevilen kişilerden biri de Bilge Hasan Dede’ymiş. Herkes ona “bilge köylü” dermiş. Hasan Dede’nin ne altından yapılmış bir bastonu, ne de gösterişli bir evi varmış. Onu özel yapan şey, her meseleyi sakinlikle dinlemesi, acele etmeden düşünmesi ve insanın içini ısıtan cevaplar vermesiymiş. Saçları kar gibi beyaz, yüzü güneş görmüş toprak gibi sıcakmış. Gözleri ise sanki hem güler, hem de karşısındakini anlar gibi bakarmış.

Hasan Dede’nin evi köyün biraz dışında, büyük bir dut ağacının yanındaymış. Bahçesinde domates, nane, fesleğen, kabak ve rengârenk çiçekler yetiştirirmiş. En çok da çocuklar onun evine bayılırmış. Çünkü Hasan Dede ne zaman konuşsa, ya bir masal anlatır ya bir oyun öğretir ya da herkesi düşündürürken güldürürmüş.

Bir yaz sabahı, güneş altın gibi parlayıp kuşlar dallarda şarkılar söylerken, köy meydanında bir telaş başlamış. Çocuklar koşuşuyor, büyükler birbirine bir şeyler anlatıyormuş. Çünkü o yıl Gülpınar’da ilk kez “Neşe Şenliği” yapılacakmış. Herkes bu şenlik için hazırlık içindeymiş. Kimi çörek yapacak, kimi çiçeklerden taç örecek, kimi de oyunlar hazırlayacakmış.

Ama bir sorun varmış.

Şenliğin ortasına konulacak “Sevinç Çanı” hâlâ hazır değilmiş.

Köylüler karar vermişler ki şenliğin başında bu çan çalınacak, sesi duyulunca herkes el ele tutuşup oyunlara başlayacakmış. Fakat çanın nasıl süsleneceği, nereye asılacağı ve kim tarafından çalınacağı konusunda türlü türlü fikir ayrılıkları çıkmış.

Kasabanın değirmencisi Mehmet Usta,

Çan köy meydanındaki en yüksek direğe asılmalı! Herkes uzaktan görmeli! demiş.

Fırıncı Emine Teyze hemen karşı çıkmış:

Yok canım, o kadar yükseğe asılırsa çocuklar hiç yaklaşamaz. Bence meydana yakın, çiçeklerin yanına asılmalı.

Terzi Nihat da söze karışmış:

Bence çanın etrafına rengârenk kurdeleler bağlanmalı. Gösterişli olursa daha güzel olur!

Tam o sırada minik Zeynep elini kaldırmış:

Ama çok süslü olursa çanın kendisi görünmez ki!

Bir anda herkes konuşmaya başlamış. Kimi yüksek sesle kendi fikrini savunuyor, kimi başkasının sözünü kesiyormuş. Köy meydanı pazar yerine değil de sanki yüz serçenin aynı anda cıvıldadığı bir dut ağacına dönmüş.

Sonunda muhtar, derin bir nefes alıp:

Bu işin çözümünü ancak Hasan Dede bulur, demiş.

Herkes bu fikre katılmış. Çocuklar hemen koşup Hasan Dede’yi çağırmaya gitmişler.

Hasan Dede o sırada bahçesinde fasulye sırıklarını düzeltiyormuş. Çocuklar nefes nefese yanına gelmiş.

Hasan Dede! Hasan Dede! Meydanda karışıklık oldu! Sevinç Çanı yüzünden herkes başka bir şey söylüyor! diye bağırmış Ali.

Hasan Dede gülümsemiş, elindeki ipi bırakmış.

Demek sevinç için yapılan şey, biraz gürültü çıkarmış ha? demiş.

Merve kıkırdamış.

Biraz değil, bayağı çıkarmış.

Hasan Dede bastonunu almış ama onu dayanmak için değil, yere çiçek çizmek için kullanırmış. Yavaş adımlarla meydanın yolunu tutmuş. Köylüler onu görünce biraz susmuşlar. Çünkü herkes bilirmiş ki Hasan Dede konuşmadan önce çok iyi dinler.

Meydana varınca bir taşa oturmuş ve tek tek herkese dönmüş.

Haydi bakalım, önce herkes sırayla fikrini söylesin. Ama bir kural var: Kimse kimsenin sözünü kesmeyecek.

Köylüler tek tek anlatmış. Mehmet Usta yüksek direk istemiş, Emine Teyze çocuklara yakın olsun demiş, Nihat kurdeleleri savunmuş, çocuklar da hem güzel hem ulaşılabilir olsun istemiş.

Hasan Dede hepsini dinledikten sonra sakalını sıvazlamış.

Şimdi size bir soru soracağım, demiş. Bu çan ne için asılacak? Gösteriş için mi, neşe için mi?

Herkes bir an durup düşünmüş.

Neşe için, demiş çocuklar hep bir ağızdan.

Peki neşe, en çok nerede büyür? En yüksekte mi, en süslü yerde mi, yoksa insanların kalbine yakın yerde mi?

Bu kez meydanda sessizlik olmuş. Sessizlik bazen öyle güzel olurmuş ki, sanki düşüncelerin ayak sesleri duyulurmuş.

En sonunda küçük Zeynep usulca:

Kalbe yakın yerde, demiş.

Hasan Dede gülmüş.

İşte cevabımız burada. Çan ne çok yüksekte olacak ki uzak kalsın, ne de öyle süslenecek ki kendi sesi kaybolsun. Onu herkesin görebileceği, çocukların da yaklaşabileceği bir yere asalım. Kurdeleler de olsun ama çanın sesini değil, sevincini süslesin.

Mehmet Usta başını sallamış.

Doğru diyorsun Hasan Dede. Ben biraz gösterişe kapılmışım galiba.

Emine Teyze gülümsemiş:

Ben de sadece çocukları düşünürken diğerlerini unutmuşum.

Nihat ellerini açmış:

O zaman süslemeyi ölçülü yaparız. Kurdele çok olursa çan değil, bohça olur zaten!

Herkes kahkahaya boğulmuş.

Böylece çanın yeri belirlenmiş. Meydanın ortasındaki eski çınar ağacının sağlam dalına, herkesin görebileceği bir yüksekliğe asılmasına karar verilmiş. Etrafına sarı, mavi ve kırmızı kurdeleler bağlanacakmış ama az ve zarif olacakmış.

Hazırlıklar başlarken Hasan Dede çocukları yanına çağırmış.

Şenliğin en önemli parçası çan değil, sizsiniz, demiş.

Ali şaşırmış.

Biz mi?

Elbette siz. Çünkü bir köyü neşeli yapan, çocukların sesi, büyüklerin emeği ve herkesin birbirine güzel davranmasıdır.

Merve merakla sormuş:

Peki biz ne yapabiliriz?

Hasan Dede göz kırpmış.

Bugün köyün en güzel işini siz yapacaksınız. Her evin kapısını çalıp bir cümle toplayacaksınız. Ama sıradan bir cümle değil; insanı mutlu eden, içini ısıtan bir cümle. Sonra bunları şenlikte okuyacağız.

Çocuklar bu göreve bayılmış. Sepetlerini alıp ev ev dolaşmaya başlamışlar.

İlk olarak Emine Teyze’nin evine gitmişler.

Emine Teyze, bize mutlu eden bir cümle söyler misin? demiş Zeynep.

Emine Teyze elini önlüğüne silip gülmüş.

Tabii söylerim: Sıcak ekmek, paylaşıldıkça daha güzel kokar.

Çocuklar bunu hemen not etmiş.

Sonra Mehmet Usta’nın yanına gitmişler.

Mehmet Amca, senin cümlen ne?

Mehmet Usta çuvalları gösterip:

Birlikte dönen değirmen, daha bereketli un verir, demiş.

Nihat Terzi düşünmüş, sonra elindeki kumaşı kaldırmış.

Renkler tek başına güzeldir ama yan yana gelince şenlik olur.

Çocuklar köyde dolaştıkça ne kadar çok güzel söz biriktiğine şaşırmışlar. Kimi “Gülmek bulaşıcıdır” demiş, kimi “Yavaş büyüyen ağaç daha sağlam olur” demiş, kimi de “Paylaşan kalp hiç daralmaz” diye eklemiş.

Akşam üzeri çocuklar Hasan Dede’nin evine gelip topladıkları cümleleri heyecanla göstermişler. Hasan Dede hepsini tek tek okumuş. Gözleri parlamış.

İşte şimdi gerçek şenlik hazır, demiş. Çünkü en güzel süs, iyi sözlerdir.

Ertesi gün Neşe Şenliği başlamış. Meydan rengârenk çiçeklerle, temiz örtülerle ve taze yiyeceklerle dolmuş. Sevinç Çanı çınar dalında hafifçe sallanıyor, kurdeleleri güneşte ışıldıyormuş. Çocuklar çiçek taçları takmış, büyükler en temiz giysilerini giymiş.

Muhtar ortaya çıkıp yüksek sesle:

Bugün Gülpınar’ın ilk Neşe Şenliği’ni başlatıyoruz! Ama önce çocuklarımızın topladığı güzel sözleri dinleyeceğiz! demiş.

Çocuklar sırayla öne çıkmışlar. Her biri topladığı cümleyi okumuş. Meydanda dinleyenlerin yüzü yumuşamış, gözleri gülmeye başlamış.

Zeynep:

Sıcak ekmek, paylaşıldıkça daha güzel kokar, demiş.

Ali:

Birlikte dönen değirmen, daha bereketli un verir, diye okumuş.

Merve:

Renkler tek başına güzeldir ama yan yana gelince şenlik olur, demiş.

Son cümleyi Hasan Dede kendi söylemiş. Herkes sessizce onu dinlemiş.

Sevinç, en çok birlikte olunca çoğalır. Bilgelik ise en çok dinleyince büyür.

Meydan bir anda alkışlarla dolmuş.

Muhtar dönüp Hasan Dede’ye:

Hasan Dede, çanı sen çal, bu şenliği sen başlat, demiş.

Ama Hasan Dede başını hafifçe sallamış.

Hayır, bu çanı ben değil, çocuklar çalsın. Çünkü neşenin sesi en çok onların eline yakışır.

Çocukların gözleri kocaman açılmış. Hep birlikte çanın ipine tutunmuşlar. Hasan Dede saymış:

Bir… iki… üç!

Çaaannn!

Sevinç Çanı’nın sesi köyün üstünde pırıl pırıl yayılmış. Tarlalara, dut ağacına, dereye, tepelere kadar gitmiş sanki. Çanın sesiyle birlikte herkes el ele tutuşmuş. Şarkılar söylenmiş, oyunlar oynanmış, çörekler bölüşülmüş, kahkahalar havada kuş gibi uçuşmuş.

Bir ara Ali Hasan Dede’nin yanına gelip sormuş:

Hasan Dede, bilge olmak çok şey bilmek mi demek?

Hasan Dede diz çöküp onun göz hizasına inmiş.

Biraz öyle, ama asıl bilgelik sadece bilmek değildir. Ne zaman susacağını, ne zaman konuşacağını, kimi dinleyeceğini ve elindekini ne zaman paylaşacağını bilmek de bilgeliktir.

Merve de yanlarına gelmiş.

Peki herkes bilge olabilir mi?

Hasan Dede gülmüş.

Tabii olabilir. Bir çiçeği koparmadan sevebilen, arkadaşını kırınca özür dileyebilen, paylaşırken yüzü gülen herkes bilgelik yolunda yürür.

Zeynep sevinçle zıplamış.

O zaman ben de biraz bilgeyim! Dün elmamı ikiye bölüp kardeşime verdim!

Hasan Dede kahkaha atmış.

Biraz mı? Bence epey bilgesin sen!

Akşam olup güneş yavaşça turuncuya dönünce, köy meydanındaki şenlik daha da güzelleşmiş. Gökyüzü sanki pembe bir masal sayfasına benzemiş. Herkes yorulmuş ama çok mutluymuş. Günün sonunda köylüler bir şeyi açıkça anlamış: Bilgelik, yalnızca büyük sözler söylemek değilmiş. Bazen bir çanı doğru yere asmak, bazen birbirini sabırla dinlemek, bazen de küçük bir güzel sözü bütün köyle paylaşmakmış.

O günden sonra Gülpınar’da bir sorun çıktığında herkes önce bağırıp çağırmak yerine birbirini dinlemeye çalışırmış. Çocuklar güzel söz toplama oyununu sık sık oynarmış. Sevinç Çanı ise her bayramda, her hasatta, her güzel başlangıçta mutlaka çalınırmış.

Ve ne zaman çanın sesi duyulsa, köylüler gülümseyip şöyle dermiş:

Bu çan yalnızca neşeyi değil, Hasan Dede’nin bilge kalbini de hatırlatıyor.

Hasan Dede ise her zamanki gibi dut ağacının altında oturur, çocukların oyununu izler, bazen toprağa minik şekiller çizer, bazen de göğe bakıp mırıldanırmış:

İnsanlar birbirini dinlediğinde dünya biraz daha güzelleşiyor.

Gülpınar köyü de işte böyle güzelleşmiş. Ne kavgayla, ne gösterişle… Güzel sözle, paylaşmayla, kahkahayla ve bilgelikle…

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım dut ağacının serin gölgesine. Masal da burada tatlı tatlı gülümseyerek bitsin.

Yazıyı Paylaş: