Hediye Fabrikası Masalı
Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin arkasında, sabah güneşinin her gün altın gibi parladığı Şekerbulut Vadisi’nde, rengârenk bir Hediye Fabrikası varmış. Bu fabrika, sıradan bir fabrika değilmiş. Bacasından duman yerine simli baloncuklar yükselir, pencerelerinden şarkılar taşar, kapısından içeri giren herkesin yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşirmiş.
Bu fabrikanın en tatlı özelliği, oyuncak ya da paket üretmesi değilmiş yalnızca. Burada, her hediyenin içine biraz neşe, biraz sevgi, biraz da sıcacık dostluk konurmuş. Fabrikanın ortasında dönen kocaman bir saat varmış; ama bu saat zamanı değil, mutluluğu ölçermiş. Ne zaman biri içten bir kahkaha atsa saatin içindeki minik çanlar şıngır şıngır çalarmış.
Fabrikada çalışanların en küçüğü, kıvırcık saçlı, meraklı gözlü bir çocuk olan Mino’ymuş. Mino’nun görevi, paketlerin üstüne kurdele bağlamakmış. Ama o, yalnızca kurdele bağlamaz; her pakete bakıp “Bu hediye kime giderse çok sevinsin” diye içinden güzel dilekler de tutarmış.
Bir sabah Mino, fabrikanın kapısından seke seke içeri girerken duvardaki büyük ilanı fark etmiş. İlanda altın harflerle şunlar yazıyormuş:
“Bugün Büyük Neşe Günü! Akşama kadar en özel hediye hazırlanacak!”
Mino’nun gözleri parlamış.
— Gerçekten mi? En özel hediye mi hazırlanacak?
Hemen koşarak Boyacı Tospik Usta’nın yanına gitmiş. Tospik Usta, kaplumbağa kadar sakin ama tavşan kadar çalışkan bir ustaymış. Minik ahşap oyuncakları rengârenk boyar, üzerine yıldızlar, güneşler, kalpler çizerirmiş.
— Tospik Usta, gördün mü ilanı? En özel hediye bugün hazırlanacakmış!
— Gördüm elbette, küçük kurdele ustası, demiş Tospik Usta gülümseyerek.
— Peki bu hediye kimin için?
— İşte onu kimse bilmiyor. Ama bence en güzel sürprizler, biraz gizem taşıyanlardır.
Mino heyecandan ellerini çırpmış.
— Ben de yardım etmek istiyorum! Hem de en çok ben!
— Buna hiç şaşırmadım, demiş Tospik Usta. Senin kalbin zaten hediyeler kadar renkli.
Tam o sırada tavandan sallanan küçük ziller çalmış: “Tin tin tiiin!” Bu, fabrikanın toplantı saatiymiş. Herkes büyük yuvarlak masanın etrafında toplanmış. Masanın başında fabrikanın yöneticisi olan Gülnine Hanım oturuyormuş. Gülnine Hanım’ın saçları beyaz bulutlar gibi yumuşacık, sesi ise ılık süt gibi huzurluymuş.
— Sevgili arkadaşlar, demiş Gülnine Hanım, bugün öyle bir hediye hazırlayacağız ki yalnızca bir kişiyi değil, gören herkesi mutlu edecek.
— Ne yapacağız? diye sormuş Mino, yerinde duramadan.
— Bir Neşe Sandığı hazırlayacağız, demiş Gülnine Hanım.
— Neşe Sandığı mı?
— Evet. İçine oyuncaklar, melodiler, rengârenk notlar ve gülümseten küçük sürprizler koyacağız. Fakat bu sandığın en önemli parçası hâlâ eksik.
— Neymiş o? diye hep bir ağızdan sormuş herkes.
— İçten gelen bir mutluluk dokunuşu.
Mino bunu duyunca düşünmeye başlamış. “İçten gelen mutluluk dokunuşu” ne demekti acaba? Bir kurdele mi? Bir şarkı mı? Bir resim mi?
Hemen işe koyulmuşlar. Fabrikanın bir köşesinde minik trenler cilalanmış. Başka bir bölümde uçurtma şeklinde kartlar hazırlanmış. Kurabiye kokulu küçük kutuların içine renkli bilyeler, çınlayan minik çanlar ve zıplayan kumaş tavşanlar yerleştirilmiş.
Mino, kurdele masasının başına geçmiş ama aklı hâlâ o eksik parçadaymış. O sırada yanına fabrikadaki en neşeli çalışanlardan biri olan Pırıltı gelmiş. Pırıltı, ceplerinden sürekli konfeti çıkan bir sincaptı.
— Neden böyle düşüncelisin Mino?
— Neşe Sandığı için en önemli şey eksikmiş. Ama ben onun ne olduğunu bulamıyorum.
— Belki de çok uzakta değildir, demiş Pırıltı, kuyruğunu sallayarak.
— Nasıl yani?
— Bazen en güzel şeyler insanın cebinde değil, kalbindedir.
Mino başını hafifçe eğmiş. Sonra fabrikanın camından dışarı bakmış. Bahçede çalışan minik kuşlar, dalların arasına rengârenk ipler taşıyormuş. Bir köşede iki tavşan, boş kutuların içine girip çıkıp oyun oynuyormuş. Rüzgâr hafifçe eserken kurdeleler uçuşuyor, güneş hepsinin üzerine bal gibi dökülüyormuş.
Birden Mino’nun aklına bir fikir gelmiş.
— Buldum! Buldum galiba!
— Neyi buldun? diye sormuş Pırıltı.
— Hediyenin içine biraz da birlikte geçirilen güzel anlar koymalıyız!
Pırıltı alkışlamış.
— İşte bu! Ama bunu sandığa nasıl koyacağız?
— Yazarak, çizerek, anlatarak!
Mino hemen kâğıtlar getirmiş. Fabrikadaki herkese minik notlar dağıtmış.
— Herkes bugüne kadar en mutlu olduğu anlardan birini yazsın!
— Ne güzel fikir! demiş Tospik Usta.
— Ben de yazabilir miyim? diye sormuş kurabiye ustası Fındık Teyze.
— Herkes yazsın! demiş Mino sevinçle.
Sonra herkes düşünmeye başlamış. Fındık Teyze, ilk kez çilekli kurabiye yaptığı günü yazmış. Tospik Usta, bir çocuğun oyuncak teknesini görünce sevinçten zıplamasını anlatmış. Pırıltı ise bir gün yanlışlıkla konfeti torbasına düşüp rengârenk çıkmasını yazmış.
Mino da kendi notuna şunu yazmış: “Birine hediye verirken onun gözlerinin gülümsemesi, dünyadaki en sıcak şeydir.”
Notlar katlanmış, yıldız şeklinde kesilmiş ve sandığın içine yerleştirilmiş. Sonra Gülnine Hanım sandığa yaklaşmış.
— Şimdi oldu işte, demiş yumuşak bir sesle.
— Gerçekten mi? diye sormuş Mino.
— Evet. Çünkü bir hediye yalnızca eşya taşımaz. İçinde kalpten gelen bir iyilik varsa, o hediye unutulmaz olur.
Akşamüstüne doğru Neşe Sandığı tamamlanmış. Sandığın dışı açık maviye boyanmış, üstüne sarı yıldızlar serpiştirilmiş. Kapağı açıldığında içinden minik bir melodi çalıyormuş. Kurdeleleri gökkuşağı gibiymiş. Her köşesinde başka bir sürpriz saklıymış.
Ama hâlâ bir soru varmış: Bu sandık kime gidecekti?
Tam o sırada fabrikanın önündeki çan çalmış. Kapı açılmış ve içeri vadinin çocukları girmiş. Kimisinin elinde papatya, kimisinin cebinde misket, kimisinin yüzünde kocaman bir merak varmış.
Mino şaşkınlıkla etrafa bakmış.
— Bunlar… buraya mı geldi?
— Evet, demiş Gülnine Hanım. Çünkü bu sandık yalnızca bir kişiye değil, tüm çocuklara hazırlanmıştı.
Çocuklar sevinçle birbirlerine sarılmış. Neşe Sandığı açılınca içinden önce yumuşacık bir melodi yükselmiş. Sonra yıldız notlar etrafa saçılmış. Minik oyuncaklar parlamış, kurdeleler dans etmiş, çanlar neşeyle çalmış.
Bir çocuk gülerek sormuş:
— Bu hediyeyi kim yaptı?
Mino utangaç ama mutlu bir şekilde el kaldırmış.
— Hepimiz birlikte yaptık.
Bir başka çocuk kocaman gülümsemiş.
— İçindeki notu ben alabilir miyim?
— Elbette! demiş Mino.
Çocuk notu açmış ve yüksek sesle okumuş:
— “Birine hediye verirken onun gözlerinin gülümsemesi, dünyadaki en sıcak şeydir.”
Sonra başını kaldırıp demiş ki:
— Bu çok güzelmiş. İçim sıcacık oldu.
Mino’nun yanakları mutluluktan pembeleşmiş.
O gün fabrikanın bahçesinde küçük bir kutlama yapılmış. Kurabiye tepsileri dolaşmış, oyuncak trenler çimlerin üstünde ilerlemiş, çocuklar kurdelelerle dans etmiş. Pırıltı istemeden yine bir konfeti torbasına düşmüş ve herkes kahkahaya boğulmuş.
— Pırıltı, yine rengârenk oldun! diye gülmüş Mino.
— Bence bana çok yakıştı! demiş Pırıltı, dönerek.
— Yarın da böyle bir sandık yapalım mı? diye sormuş bir çocuk.
— Yapalım! demiş Mino.
— Öbür gün de?
— Elbette!
— Her gün?
— Her gün olmasa bile, her gün küçük bir neşe hazırlayabiliriz, demiş Gülnine Hanım. Bazen bir oyuncak, bazen bir şarkı, bazen de sadece tatlı bir söz bile hediye olabilir.
Güneş yavaşça tepelerin arkasına inerken Hediye Fabrikası’nın pencereleri altın gibi parlamış. Çocuklar evlerine dönerken ellerinde küçük hediyeler, ceplerinde yıldız notlar, kalplerinde ise sıcacık bir sevinç taşıyorlarmış.
Mino kapının önünde durup onları izlemiş. İçinden öyle tatlı bir huzur geçmiş ki, sanki akşam göğüne minik ışıklar serpilmiş.
— Bugün çok güzel geçti, demiş Mino.
— Evet, demiş Tospik Usta. Çünkü bugün sadece hediyeler değil, neşe de paylaşıldı.
— Ben yarın için de bir fikir bulacağım!
— Bundan hiç kuşkum yok, küçük kurdele ustası, demiş Gülnine Hanım.
O gece Hediye Fabrikası sessizliğe bürünürken bile tamamen susmamış. Raflardaki oyuncaklar sanki hafifçe gülümsüyor, kurdeleler usul usul salınıyor, Neşe Saati içinden minik çanlar çıkarıyormuş: “Şıngır… şıngır…”
Ve Şekerbulut Vadisi’nde herkes şunu bilerek uykuya dalmış:
Dünyanın en güzel hediyeleri, sevgiyle hazırlanan ve mutlulukla paylaşılan hediyelermiş.
Belki sen de bir gün, minicik bir not, tatlı bir gülümseme ya da sıcacık bir selamla kendi hediye fabrikanı kalbinde kurarsın.
Çünkü en güzel hediyeler, hep biraz sevgiyle çalışırmış.