Hırslı Şahin Masalı
Güneş, Çamlık Vadisi’nin üstüne bal gibi dökülürken kuşlar sabah konserini çoktan başlatmıştı. Dere, minik taşların arasından şıkır şıkır akıyor; papatyalar sanki gülümseyerek başlarını sallıyordu. Vadinin en yüksek kayalığında ise tüyleri yeni yeni parlamaya başlayan genç bir şahin yaşardı: Adı Şahino.
Şahino’nun kalbi cesurdu ama bir o kadar da aceleciydi. Uçmayı çok severdi. Hatta öyle severdi ki, bazen rüzgârın ne dediğini bile dinlemeden kendini gökyüzüne atardı.
O sabah annesi, yuvanın kenarında tüylerini düzeltirken ona nazik bir sesle seslendi.
— Şahino, bugün rüzgâr biraz değişken. Önce çevreyi iyi izle, sonra uç.
Şahino kanatlarını kabarttı, gözleri pırıl pırıl parladı.
— Anne, ben artık büyüdüm. En hızlı ben uçacağım, en yükseğe ben çıkacağım!
Annesi gülümsedi; gülümsemesinde hem gurur hem de endişe vardı.
— Büyümek sadece yükseğe çıkmak değildir. Bazen durmayı bilmek de büyümektir.
Şahino bu cümleyi duydu ama içindeki “hemen şimdi” sesi daha yüksek konuşuyordu. “En yükseğe” çıkmak, onun için bir oyun değil; sanki dünyadaki en önemli işti.
Vadinin aşağısında bir sesler cümbüşü vardı. Sincap Mino, cevizleri sayıyor; tavşan Pofuduk, minik bir çiçek tacı yapıyor; kaplumbağa Tıngır, yavaş yavaş bir yere yetişmeye çalışıyordu.
Şahino kayalığın ucundan aşağı baktı. “Hepsi kendi hızında,” diye düşündü. “Ama ben… ben en hızlı olmalıyım.”
Tam kanatlarını açıp sıçrayacaktı ki, rüzgârın içinden bir tıslama gibi gelen incecik bir fısıltı duydu. Rüzgâr fısıldamazdı aslında; rüzgâr konuşurdu. Şahino daha önce hiç dinlememişti.
— Hııı… Hızlı olanı severim, ama akıllı olanı daha çok severim, der gibi esip geçti rüzgâr.
Şahino burnunu havaya kaldırdı.
— Rüzgâr bile beni seviyor! Görüyor musun anne?
Annesi kahkaha atmadı. Sadece başını yana eğdi.
— Rüzgâr herkesi sever. Ama rüzgârın dili, “acele et” demez. “Denge kur” der.
Şahino “denge” kelimesini kafasının bir yerine koydu, ama üstüne hemen “rekor” kelimesini yapıştırdı. Sonra hop! Kayalıktan kendini boşluğa bıraktı.
Kanatları açılır açılmaz gökyüzü ona büyük bir oyun alanı gibi geldi. “Şimdi!” dedi içinden, “şimdi en yükseğe!”
Aşağıda arkadaşları onu fark etmiş, başlarını kaldırmışlardı.
— Şahino uçuyor! diye bağırdı Mino.
— Vay canına, nasıl da hızlı! dedi Pofuduk.
Tıngır ise sakin sakin göz kırptı.
— Hız güzel… ama yön daha güzel, dedi kendi kendine.
Şahino, alkış gibi gelen bu seslerle daha da coştu. Göğsü kabardı.
— Bana bakın! Ben Hırslı Şahin’im! diye bağırdı.
O günlerde vadide ona şaka yollu “Hırslı Şahin” diyorlardı. Çünkü Şahino’nun hedefi hiç bitmezdi: Daha yükseğe, daha hızlıya, daha gösterişliye…
Ama masallar bazen küçük bir “dur” anıyla başlar.
Şahino gökyüzünde dönüp dolanırken, birden aşağıdaki derenin kıyısında yaşlı bir baykuşun oturduğunu gördü. Baykuşun adı Bilge Puhu’ydu. Gözleri gece gibi koyu, sesi sıcak çay gibi yumuşaktı.
Bilge Puhu, koca bir ağacın dalında duruyor, sanki rüzgârla sohbet ediyordu. Şahino bunu bir meydan okuma sandı.
“Baykuş uçamaz ki,” diye düşündü Şahino. “Ama bilge diye herkes onu dinliyor. Ben uçuyorum, beni de dinlesinler.”
Şahino alçaldı, bir çember çizdi ve dalın yakınına kondu. Tırnakları dallara tutunurken gururla başını kaldırdı.
— Selam Bilge Puhu! Ben en yükseğe çıkacağım. Herkes beni konuşacak!
Baykuş, gözlerini kırpmadan ona baktı. Sonra sakince konuştu.
— Selam Şahino. En yükseğe çıkmak… güzel bir hayal. Peki niçin çıkmak istiyorsun?
Şahino cevap vermeye hazırdı, çünkü bu sorunun cevabını hep ezberlemişti.
— Çünkü birinci olmak istiyorum! En iyi olmak istiyorum!
— En iyi… kime göre? dedi Bilge Puhu.
Şahino şaşırdı.
— Herkese göre!
Bilge Puhu, gagasının ucunu kanadına sürter gibi yaptı.
— Herkesin “en iyi”si başka olabilir. Mino’nun en iyisi en çok cevizi bulmak. Pofuduk’un en iyisi en güzel çiçek tacı. Tıngır’ın en iyisi ise yarım bıraktığını tamamlamak. Senin en iyin ne?
Şahino bir an sustu. Sanki göğsündeki “rekor” kelimesi, “anlam” kelimesiyle çarpışmıştı.
— Benim en iyim… en hızlı uçmak!
— Güzel. Peki en hızlı uçunca ne olacak? dedi baykuş.
Şahino hemen cevap bulamadı. “Herkes beni alkışlayacak,” diye düşündü ama baykuşun sorusu başka bir şeye bakıyordu.
— Ne olacak… mutlu olacağım, dedi sonunda.
Baykuşun sesi daha da yumuşadı.
— Mutluluk, sadece alkıştan yapılmaz Şahino. Mutluluk bazen paylaşmaktan yapılır. Bazen yardım etmekten. Bazen de kendini tanımaktan.
Şahino’nun gözleri biraz nemlendi. Neden olduğunu o da anlamadı. “Ben sadece hız istedim,” diye içinden geçirdi. “Neden içim böyle cız ediyor?”
Tam o sırada aşağıdan bir koşuşturma sesi geldi. Mino, elinde küçük bir harita gibi çizdiği yaprakla koşturuyordu.
— Bilge Puhu! Şahino! Vadi Şenliği hazırlığı var! Herkes bir şey yapıyor. Ama rüzgâr panoları uçuruyor! Yardım lazım!
Pofuduk da geldi, çiçek tacını düzelte düzelte.
— Şenlikte oyunlar olacak, şarkılar olacak. Ama süsler uçarsa kimse göremez ki!
Tıngır, kocaman bir sepeti yavaşça taşıyordu. Sepetin içinde renkli kurdeleler, küçük fenerler ve minik bayraklar vardı. Ama sepet ağırdı; Tıngır’ın nefesi biraz hızlanmıştı.
Şahino’nun gözleri sepetle rüzgâr arasında gidip geldi. “Ben hızlıyım,” dedi içinden. “Ben yukarı çıkıp rekor kırabilirim.” Sonra baykuşun sözleri geldi: “Paylaşmak… yardım etmek…”
Şahino başını eğdi, bir karar verdi. Bu karar, onun içinde yeni bir kapı açtı.
— Ben yardım edeceğim! dedi.
Mino sevindi.
— Nasıl?
Şahino kanatlarını açtı.
— Rüzgâr panoları uçuruyorsa, ben yukarıdan rüzgârın geldiği yönü görebilirim. Süsleri nereye asarsak uçmaz, onu bulurum!
Bilge Puhu’nun gözleri parladı.
— İşte bu, dedi. — Hırs, doğru yere konarsa harika bir güç olur.
Şahino hemen havalandı. Ama bu sefer aceleyle değil; annesinin dediği gibi önce çevreyi izleyerek. Rüzgârın yönünü, bulutların hızını, ağaçların yapraklarını… Hepsini birer işaret gibi okudu.
Gökyüzünde geniş bir daire çizdi, sonra aşağı indi.
— Rüzgâr kuzey kayalığından dönüyor! dedi. — Süsleri dere kıyısındaki iki büyük söğüdün arasına asarsak rüzgâr daha az vurur. Kurdeleleri de çift düğüm yapalım.
Pofuduk gözlerini büyüttü.
— Sen rüzgârı okuyabiliyor musun?
Şahino utangaçça gülümsedi.
— Meğer rüzgâr konuşuyormuş. Ben yeni duymaya başladım.
Mino zıpladı.
— O zaman sen bizim “Rüzgâr Kaptanı”sın!
Şahino’nun kalbi ısındı. “Rüzgâr Kaptanı”… Bu, “Hırslı Şahin” kadar parlak bir lakap değildi belki ama daha gerçekti. Daha içten. Daha… tatlı.
Herkes işe koyuldu. Tıngır sepeti bırakınca rahatladı.
— Teşekkür ederim, dedi. — Bazen ağır şeyler yavaşlara çok ağır gelir. Ama birlikte olunca hafifler.
Şahino hemen sepetin bir ucunu tuttu.
— Birlikte taşıyalım. Hızımı sadece yarışta kullanmayacağım.
Tıngır gülümsedi.
— Hızın da kalbin de büyük, dedi.
Şenlik alanı kurulurken Şahino bir şey daha fark etti: Herkes kendi görevinde “en iyi” olmaya çalışıyordu ama kimse kimseyi geçmeye çalışmıyordu. Kimse “Ben birinciyim!” diye bağırmıyordu. Yine de herkes mutluydu.
Bir ara Pofuduk, çiçek tacını Şahino’nun başına koymak istedi. Şahino önce panikledi.
— Ben şahinim, bana çiçek yakışır mı?
Pofuduk kıkırdadı.
— Yakışır! Hem şenlikte herkes bir şey takıyor. Neşeyi takmak serbest!
Şahino aynaya bakar gibi dereye eğildi. Başındaki çiçek tacı, ona garip bir şekilde “yumuşak” bir hava katmıştı.
— Şey… fena değilmiş, dedi.
Mino kurdeleleri asarken bağırdı:
— Şahino! Şenlik oyunları için bir görev daha var. Uçan halka oyunu! Halkaları yüksekten bırakacağız, herkes yakalamaya çalışacak. Ama güvenli ve eğlenceli olmalı.
Şahino’nun gözleri parladı. “Uçan halkalar” onun alanıydı. Tam “Ben yaparım!” diyecekti ki, durdu. İçindeki eski hırs, yine hızla konuşmaya başlamıştı. Ama bu sefer o hırsı bir direksiyon gibi tutmayı denedi.
— Tamam, ben yardımcı olurum. Ama kuralları birlikte kuralım, dedi.
Bilge Puhu dalında başını salladı.
— İşte büyümek, dedi. — Tek başına koşmak değil; birlikte yürümek.
Halka oyunu için herkes toplandı. Şahino, halkaları dere üstünde değil, çimenlerin üstünde bırakmayı önerdi. Böylece herkes rahatça koşup yakalayabilecekti. Pofuduk “Sırayla” kuralını ekledi, Mino “Kimse itişmez” kuralını yazdı, Tıngır da “Küçükler önce” dedi.
Şahino onları dinlerken, içinde bir mutluluk kabardı. “Benim fikrim tek başına değil,” dedi içinden, “bizim fikrimiz oldu.”
Oyun başladı. Şahino, halkaları gökyüzünde nazikçe taşıyıp bırakıyor; halkalar rüzgârla dans ederek aşağı süzülüyordu.
— Hazır mısınız? diye seslendi.
— Hazııır! diye bağırdı herkes.
İlk halkayı bıraktı. Halka yavaşça döne döne indi. Mino bir zıplayışta yakaladı.
— Yakaladım! dedi. — Ama en güzeli bu değil. En güzeli birlikte gülmek!
İkinci halkayı Pofuduk yakaladı, çiçek tacı hafifçe sallandı.
— Yaşasın! dedi. — Şahino, halkaları çok güzel bırakıyorsun, korkutmuyorsun.
Şahino’nun içi yumuşacık oldu.
— Teşekkür ederim, dedi. — Eskiden sadece “en hızlı” olmak isterdim. Şimdi “en nazik” olmayı da seviyorum.
Tıngır üçüncü halkayı yakalayamadı; halka yanına düştü. Ama kimse üzülmedi. Şahino hemen yere indi, halkayı alıp Tıngır’a uzattı.
— Bir daha denersin. Hatta istersen ben daha yavaş bırakırım, dedi.
Tıngır gözlerini kısarak gülümsedi.
— Yavaş yavaş öğrenmek benim işim, ama senin yavaşlamayı öğrenmen… bu çok güzel, dedi.
Şahino’nun boğazında minik bir düğüm oluştu. Bu düğüm kötü bir düğüm değildi; sanki “duygu” denilen bir kurdeleydi.
Şenlik ilerledikçe şarkılar söylendi, küçük bilmece oyunları oynandı, dere kenarında taşlardan kuleler yapıldı. Şahino arada gökyüzüne bakıyor, “Rekor kırmalı mıyım?” diye düşünüyordu. Ama sonra aşağıdaki neşeyi görünce, rekorun aslında başka bir şey olduğunu anladı.
Akşamüstü güneş turuncu bir portakal gibi ufka otururken, annesi şenlik alanına geldi. Şahino onu görünce koşar gibi uçarak yanına gitti.
— Anne! Bugün en yükseğe çıkmadım. Ama… çok mutlu oldum.
Annesi kanadını onun omzuna koydu.
— Neden mutlu oldun?
Şahino bir an düşündü. Bu sefer cevabı ezber değildi.
— Çünkü hızımı paylaşınca işe yaradı. Çünkü rüzgârı dinleyince doğru yeri buldum. Çünkü arkadaşlarımın yanında “birinci” olmasam da değerli hissettim.
Annesinin gözleri parladı.
— İşte benim yavrum, dedi. — Hırs, kalbe bağlanınca umut olur. İyilikle birleşince güç olur.
Bilge Puhu da dalından seslendi:
— Şahino! Bugün sen bir rekor kırdın.
Şahino şaşırdı.
— Ne rekoru?
Baykuş gülümsedi.
— Kendini dinleme rekoru. Dünyayı dinleme rekoru. Kalbini büyütme rekoru.
Şahino’nun gözleri doldu ama bu sefer gözyaşları sevinçten parlıyordu.
— Ben hâlâ yükseğe çıkmak istiyorum, dedi. — Ama artık neden çıktığımı da bilmek istiyorum.
Mino, Pofuduk ve Tıngır hep bir ağızdan bağırdı:
— Yaşasın Rüzgâr Kaptanı Şahino!
Şahino gökyüzüne son bir kez baktı. Bulutlar pamuk gibi, rüzgâr tatlı bir melodi gibi esiyordu.
— Tamam, dedi. — Yarın yine uçacağım. Ama önce dinleyeceğim. Sonra paylaşacağım. Sonra… daha güzel uçacağım.
Ve Çamlık Vadisi’nde o günden sonra herkes şunu hatırladı: En yükseğe çıkan değil, kalbini büyüten kuş gerçekten “en iyi” uçandı. Çünkü gökyüzü sadece hızla değil, sevgiyle de genişlerdi.