Timsah ve Maymun Masalı
Yağmurdan sonra orman bambaşka kokardı. Yaprakların üstünde minik su boncukları parıldar, çiçekler daha canlı görünür, kuşlar bile sanki daha yüksek sesle şarkı söylerdi. Ormanın içinden kıvrıla kıvrıla akan Zümrüt Irmağı da o gün daha coşkulu akıyordu. Suyun üstünde küçük dalgacıklar oynuyor, kıyıya vuran yapraklar “pıt pıt” sesleri çıkarıyordu.
Irmağın bir kıyısında dev bir incir ağacı vardı. Dalları öyle genişti ki gölgesi serin bir çatı gibi yere yayılırdı. Bu ağacın en tepesinde, her sabah aynı saatlerde biri belirirdi: Maymun Maki.
Maki, meraklı bir maymundu. En çok da ırmağın karşı kıyısında neler olduğunu merak ederdi. Karşı tarafta daha sık ağaçlar, daha yüksek kayalar, daha farklı kokular vardı. Ama ırmak genişti; tek başına yüzmeyi denemek ona riskli geliyordu.
Irmağın içinde ise başka biri yaşardı: Timsah Togo.
Togo iri, güçlü, ama içi dışından daha yumuşak bir timsahtı. Herkes timsahları yalnızca dişleriyle hatırlardı; oysa Togo’nun en keskin yanı dişleri değil, kalbinde taşıdığı yalnızlıktı. Çünkü suyun altı sessizdi, konuşacak pek kimse yoktu. Balıklar konuşmaz, kurbağalar kısa kısa bağırır, sonra susardı. Togo ise uzun cümleler kurmak isterdi.
Bir sabah Maki, incir ağacından sarkan bir dalın ucuna oturmuş, ırmağı izlerken Togo suyun üstüne çıktı. Burnu güneşte parladı, gözleri kıpırdadı.
— "Günaydın!" dedi Togo, suyu hafifçe çalkalayarak.
Maki irkildi ama kaçmadı. Çünkü o ses, beklediği “korkunç” sesten çok daha sakindi.
— "Günaydın... Sen mi konuştun?" dedi Maki, kuyruğunu dalın etrafına dolayarak.
— "Evet. Ben Togo. Burada yaşıyorum."
— "Ben de Maki. Burada... yani bu ağaçta yaşıyorum."
Togo gülümsedi, dişlerini göstermemeye dikkat ederek. Çünkü dişleri görünürse herkes bir adım geri giderdi.
— "Senin ağacın çok güzel kokuyor. Nedir o koku?"
Maki hemen havaya bir incir fırlattı. İncir, küçük bir “plop” sesiyle suya düştü. Togo inciri usulca aldı, çiğnedi.
— "Bu... harika!" dedi Togo.
Maki sevinçle kıkırdadı.
— "İncir işte! Bizim burada çok olur. Sen hiç yemez misin?"
— "Suyun içinde incir bulmak zor. Ben çoğunlukla balık yerim. Ama bu tat... başka."
O günden sonra Maki ve Togo her sabah konuşmaya başladı. Maki dalların üstünde anlatır, Togo suyun içinde dinlerdi. Maki rüzgârın nasıl koktuğunu, kuşların hangi dallara konduğunu, ormanda kimlerin ne oyun oynadığını anlatırdı. Togo da suyun altındaki gizli taşları, akıntının nereye döndüğünü, geceleri ay ışığının suya nasıl gümüş gibi düştüğünü anlatırdı.
Bir gün Maki içini çekti.
— "Togo, ben karşı kıyıyı çok merak ediyorum."
Togo’nun gözleri parladı.
— "İstersen seni götürebilirim."
Maki şaşırdı.
— "Nasıl yani? Sırtında mı?"
— "Evet. Ben iyi yüzerim. Sen de sıkı tutunursun."
Maki’nin kalbi pıt pıt etti. Hem heyecanlandı hem de korktu.
— "Ama... ya suya düşersem?"
— "Düşersen seni hemen çıkarırım. Söz." dedi Togo.
Maki bir an düşündü. Togo’ya güvenmek istiyordu. Çünkü Togo her gün aynı naziklikle konuşmuş, hiç bir kez onu korkutmaya çalışmamıştı.
— "Tamam." dedi Maki. "Ama bir şartım var."
— "Söyle."
— "Yavaş gideceğiz. Ben acele sevmem."
Togo suyu hafifçe sıçrattı.
— "Yavaş ve güvenli. Anlaştık."
O gün Maki, dallardan aşağı indi. Irmak kıyısına yaklaştı. Togo yanına geldi, sırtını kıyıya yasladı. Maki önce bir adım attı, sonra durdu. Togo’nun derisi ıslak ve pütürlüydü.
— "Korkuyorum." dedi Maki, sesi incelerek.
— "Korkman normal." dedi Togo. "Ben de bazen yalnızlıktan korkuyorum."
Maki şaşırdı.
— "Koskoca timsah da mı korkar?"
— "Herkes korkar." dedi Togo. "Cesaret, korkmamak değil. Korkarken doğru olanı yapmaktır."
Bu söz, Maki’nin içini ısıttı. Sırtına çıktı, Togo’nun boynuna sıkıca sarıldı.
— "Hazırım." dedi Maki.
Togo yavaşça suya girdi. Suyun serinliği Maki’nin tüylerine dokundu. Irmağın ortasına geldiklerinde akıntı biraz güçlendi. Maki’nin kolları daha sıkı sarıldı.
— "Togo, akıntı hızlı!"
— "Ben buradayım." dedi Togo. "Derin nefes al. Sayalım: Bir... iki... üç..."
Maki saydı. Kalbi biraz sakinleşti. Derken karşı kıyının kokusu geldi: Daha farklı çiçekler, daha farklı toprak.
Kıyıya vardıklarında Maki sevinçle zıpladı.
— "Başardık!" diye bağırdı. "Gerçekten başardık!"
Togo suyun içinde durdu, gözleri yumuşadı.
— "Başardık."
Karşı kıyı gerçekten farklıydı. Ağaçların arasında mor çiçekli bir sarmaşık vardı. Kayaların üstünde güneşlenen kertenkeleler görünüyordu. Bir de küçük bir mağara ağzı… Maki hemen merakla yaklaştı.
— "Buraya bak!" dedi Maki.
Togo mağaraya yaklaşmadı.
— "Ben mağaraları sevmem. Sesler yankı yapar."
Maki içeriden bir “tıngır” sesi duydu. Sanki bir şey devrilmişti. Tam içeri girecekken Togo’nun sesi sertleşti.
— "Dur!"
Maki durdu, kulakları dikildi.
— "Neden?"
— "Orada bir tuzak kokusu var."
Maki burnunu çekti.
— "Tuzak kokusu mu olur?"
— "Olur." dedi Togo. "İnsanların bıraktığı ip, metal, yabancı yağ kokusu… Ben suyun içinde bunları hissederim."
Maki bir adım geri çekildi. Tam o sırada mağaranın girişinden ince bir ip sarktı ve Maki’nin ayağına dolandı. Maki bir çığlık attı.
— "Aaa! Ayağım!"
İp aniden gerildi. Maki yere doğru çekildi. Togo hızla ileri atıldı. Dişlerini göstermeden, ipi yanından ısırıp kopardı. Maki yuvarlandı, ama özgürdü.
Maki’nin gözleri doldu.
— "Beni kurtardın..."
Togo nefes aldı. O an, yüzünde hem öfke hem korku vardı.
— "Orman oyun değildir." dedi Togo. "Merak güzeldir ama dikkat olmadan merak can yakar."
Maki titreyerek başını salladı.
— "Ben... seni dinlemedim. Özür dilerim."
Togo’nun sesi yumuşadı.
— "Özür dilemen yeter. Ama söz ver: Bir daha tek başına mağaraya girme."
— "Söz." dedi Maki. "Ve... Togo?"
— "Evet?"
— "Senin dişlerin korkunç değilmiş. Senin yüreğin daha büyük."
Togo ilk kez gerçekten güldü. Suyun üstünde küçük halkalar oluştu.
O gün dönüş yolunda Maki daha sessizdi. Ama sessizliği korkudan değildi; düşünüyordu. Irmağın ortasında Togo’ya sıkıca sarılıyken fısıldadı:
— "Bazen kendimi çok hızlı sanıyorum. Sanki her şeyi hemen yapabilirmişim gibi."
— "Ben de bazen kendimi çok güçlü sanıyorum." dedi Togo. "Ama gücün de sınırı var. En güçlü olan bile bazen yardıma ihtiyaç duyar."
— "Ben bugün yardıma ihtiyaç duydum." dedi Maki.
— "Ve ben de birine yardım edebildiğim için mutlu oldum." dedi Togo.
Kendi kıyılarına döndüklerinde incir ağacı yine oradaydı. Yapraklar rüzgârla hışırdıyordu. Maki ağaca tırmandı, en sevdiği dala oturdu. Sonra eline bir incir alıp suya doğru uzattı.
— "Bu senin." dedi Maki. "Ama bugün daha anlamlı."
Togo inciri aldı, bir süre bakıp sonra yedi.
— "Neden daha anlamlı?"
Maki gözlerini kısarak gülümsedi.
— "Çünkü bu, teşekkür inciri."
Togo’nun boğazı düğümlendi. O an, yalnızlığı sanki biraz daha küçüldü.
Günler geçti. Maki artık karşı kıyıyı merak ettiğinde hemen atlamıyor, önce plan yapıyordu. Togo da yalnız kaldığını hissettiğinde susup içine kapanmak yerine konuşuyordu. İkisi de birbirinden yeni bir şey öğrenmişti: Maki, dikkat etmeyi; Togo, güvenmeyi.
Bir akşamüstü, güneş turuncu bir top gibi ufka inerken Maki sordu:
— "Togo, sence arkadaşlık ne demek?"
Togo bir süre düşündü. Suyun üstünde yavaşça döndü.
— "Arkadaşlık..." dedi. "Birinin yanında korkuların azalmasıdır. Bazen de korkuların varken bile yanında kalabilmesidir."
Maki başını salladı.
— "Ben de şöyle düşünüyorum." dedi. "Arkadaşlık, seni değiştirmeye çalışmadan, sana iyi gelen bir ‘yan’ demek."
Togo, suyun üstünde gözlerini kapattı.
— "Güzel söyledin."
Maki gökyüzüne baktı. Yıldızlar teker teker çıkıyordu.
— "Yarın yine konuşalım mı?"
Togo’nun sesi hiç olmadığı kadar sıcak geldi.
— "Yarın, ertesi gün, daha sonraki gün... Ben buradayım."
Maki o gece dalların arasında uykuya dalarken içinden şu duyguyu geçirdi: Bazı köprüler taştan olmaz. Bazı köprüler, iki kalbin arasına kurulur. Ve o köprü, suyun üstünde görünmese bile, insanı en güvenli şekilde karşıya geçirir.
Ve Zümrüt Irmağı, o geceden sonra sanki daha huzurlu aktı.