Mor Gezegen Masalı

Mine Kaya 422 Okuma Süresi: 6 dk Masal Oku
Mor Gezegen Masalı

Mor Gezegen’in üstünde, bulutlar pamuk gibi değil; sanki üzüm şerbetinden yapılmış gibi mor mor kıvrılırdı. Toprağı lavanta kokar, çimenleri ise gece olunca hafifçe parıldardı. Bu gezegende en ilginç şey, rüzgârın bile şarkı söylemesiydi. İnce ince esince, tepelerden bir melodi yayılırdı; sanki görünmez bir koro gülümseyerek mırıldanıyordu.

Dünya’da, küçük bir kasabada yaşayan Lila, o akşam yatağına uzandığında penceresinin önünde mor bir ışık gördü. Işık, yıldız gibi göz kırpıyor, sanki onu çağırıyordu. Lila merakla perdeyi araladı ve pencerenin kenarında ceviz kabuğu büyüklüğünde, mor bir küre durduğunu fark etti. Küre, minicik bir kapı gibi açıldı ve içinden tüy kadar hafif bir kâğıt uçtu. Kâğıdın üstünde tek bir cümle vardı:

Mor Gezegen seni davet ediyor.

Lila’nın kalbi heyecandan pıt pıt etti. Tam o sırada odasının köşesindeki oyuncak roketi, sanki canlıymış gibi homurdandı.

"Ben zaten hazırdım!" diye fısıldadı roket.

Lila şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı.

"Sen konuşabiliyor musun?"

"Elbette! Ben Roket Rıfkı. Sadece doğru ışığı bekliyordum."

Lila gülmemek için kendini zor tuttu.

"Rıfkı… peki Mor Gezegen’e gidebilir miyiz gerçekten?"

Rıfkı gururla titredi.

"Hem de nasıl! Ama bir şartla: Kemerini takıp hayal gücünü yanına alacaksın."

Lila hızla pijamasının üstüne hırkasını geçirdi, saçlarını toplayıp yatağının kenarına oturdu. Mor küre büyüyerek bir elma kadar oldu, sonra bir balon gibi genişledi. Rıfkı, oyuncak halinden sıyrılıp küçük bir kapsüle dönüştü; içine iki kişi rahatça sığacak kadar.

"Hazır mısın?" dedi Rıfkı.

"Biraz heyecanlıyım… ama hazırım!" dedi Lila. Sesi titredi, sonra kendisi de fark etmeden kıkırdadı.

Küre kapsülün önünde bir geçit gibi açıldı. İçeriye girer girmez Lila’nın burnuna lavanta kokusu doldu. Bir anda sanki yumuşacık bir tünelden geçtiler; tünelin duvarları mor, menekşe ve gece mavisi çizgilerle dalgalanıyordu.

"Vay canına!" diye bağırdı Lila. "Bu bir rüya mı?"

"Rüya değil," dedi Rıfkı, "ama rüyaların sevdiği bir yol."

Bir puf diye Mor Gezegen’in gökyüzüne çıktılar. Aşağıda mor tepeler, ışıldayan çimenler ve gül rengi göller vardı. Gökyüzünde iki ay dönüyordu: biri açık leylak, diğeri koyu mor.

Tam inişe geçeceklerken, mor bulutların arasından bir yaratık süzüldü. Kediye benziyor ama kulakları yıldız şeklindeydi. Kuyruğu, uçuşan bir kurdele gibi arkasından uzanıyordu.

"Hoş geldiniz!" dedi yaratık. "Ben Mırmır. Mor Gezegen’in karşılama kedisiyim."

Lila hayranlıkla elini uzattı.

"Merhaba Mırmır… tüylerin parlıyor!"

"Çünkü biraz ay ışığı yedim," dedi Mırmır şen şakrak. "Siz de ister misiniz? Şaka şaka, Dünya midesine ağır gelir."

Rıfkı güldü.

"Biz sadece gezmeye geldik. Lila çok meraklıdır."

Mırmır bir an durdu, gözleri kocaman oldu.

"O zaman tam zamanında geldiniz! Bu gece Mor Gezegen’in en neşeli gecesi. Ama küçük bir sorun var."

Lila’nın içi kıpır kıpır oldu.

"Sorun mu? Korkunç değil… değil mi?"

"Korkunç değil," dedi Mırmır hemen, "sadece biraz… gıdıklayıcı."

Lila gülerek rahatladı.

"Gıdıklayıcı sorunları sevebilirim."

Mırmır onları Lavanta Meydanı’na götürdü. Meydanın ortasında dev bir çan vardı, fakat çan suskundu. Çevresinde mor cüppeli, minik minik uzaylılar dolaşıyor, telaşla birbirlerine bakıyorlardı. Hepsinin yanaklarında yuvarlak pembe benekler vardı.

İçlerinden biri koşarak geldi.

"Ben Pofuduk Piri! Konuklarımız gelmiş!" dedi. "Çanı çalamıyoruz… Neşemiz çanın sesiyle başlar."

Lila çana yaklaştı. Çan çok büyük ama yüzeyi sanki kadife gibiydi. Üzerinde küçük bir çizik vardı; çizik sanki üzgün bir kaş gibi duruyordu.

"Neden çalmıyor?" diye sordu Lila.

Piri iç çekti ama sesi bile neşeli kaldı.

"Çanın içindeki tın tın taşımız kayboldu. O taş olmadan çan sadece büyük bir şapka gibi."

Rıfkı hemen atıldı.

"Buluruz! Nerede gördünüz en son?"

Piri parmağıyla göğe işaret etti.

"İki ayın tam ortasında parlayan Mor Kuyruklu Yıldız geçerken… burada ışıklar çok güzel olur. Herkes dans eder. O sırada taş… pıt diye yok oldu."

Lila gözlerini kısmış, meydanı inceliyordu. Tam o an çimenlerin arasından minicik bir ses geldi. Sanki bir şey kıkırdıyordu.

"Duydunuz mu?" dedi Lila.

"Ben de duydum!" dedi Mırmır. "Bu bir gıdıklanma kıkırtısı."

Hep birlikte çanının arkasına dolandılar. Orada mor bir çalı vardı; çalının dalları yıldız şekilli yapraklarla doluydu. Yaprakların arasında yuvarlak, parlayan bir şey kıpırdıyordu. Ama taş değil… taşın üstünde iki küçük göz vardı!

"Aaa!" diye fısıldadı Lila. "Bu taş… canlı mı?"

Parlayan şey zıpladı ve kendini gösterdi. Küçük bir küre; yüzü var, gözleri pırıl pırıl. Gülüyordu.

"Benim adım Tıncı!" dedi. "Çanın içinde duruyordum ama herkes çok ciddi görünüyordu. Biraz saklanıp oyun yapmak istedim."

Piri önce dondu, sonra ellerini beline koydu.

"Tıncı! Biz seni ararken mor patiklerimiz aşındı!"

Tıncı utandı, ışığı hafifçe soldu.

"Özür dilerim… ben kimsenin üzülmesini istemedim. Sadece… şarkılar biraz aynıydı."

Lila hemen diz çöktü, Tıncı’yla göz hizasına geldi. Sesini yumuşattı.

"Bazen yeni bir şey denemek isteriz. Ama kaybolunca herkes endişelenir. Seninle birlikte yeni bir başlangıç yapabiliriz."

Tıncı umutla parladı.

"Gerçekten mi? Yeni bir tın tın?"

Rıfkı heyecanla döndü.

"Yeni tın tın demek, yeni ritim demek!"

Mırmır kuyruğunu salladı.

"Ben de yeni ritimlerde çok iyi yuvarlanırım."

Piri gülümsedi, kızgınlığı eridi.

"Peki," dedi, "bu gece çan çalacak. Ama bu sefer melodiyi Lila ve Tıncı seçecek."

Lila’nın içi sevinçle doldu.

"Ben mi? Ama ben çan melodisi bilmiyorum."

Tıncı kıkırdadı.

"Ben biliyorum! Sen sadece kalbinden geleni söyle."

Herkes çanın önünde toplandı. Tıncı, çanın içine zıplayıp tam yerine oturdu. Çanın içinden mor bir ışık yayıldı. Lila gözlerini kapattı, düşünmeden mırıldandı; sanki rüzgârın şarkısına cevap veriyordu.

"Tın… tın… tın… hop!" diye ritim tuttu Lila.

Çan birden çaldı. Ama öyle ağır bir ses değil; baloncuk gibi, gülücük gibi bir ses çıktı. Meydandaki lavantalar hafifçe sallandı, iki ay ışığını daha parlak yaydı. Mor gezegenliler önce şaşırdı, sonra hepsi birden kahkahalarla dönmeye başladı.

"Bu harika!" diye bağırdı Piri. "Çan resmen gülümsüyor!"

"Ben de gülümsüyorum!" dedi Tıncı. "Yeni tın tın işe yaradı!"

Mırmır Lila’nın etrafında tur attı.

"Senin kalbin melodiyi buldu. Bunu herkes hisseder."

Lila’nın gözleri dolacak gibi oldu ama bu, tatlı bir sevinçti.

"Ben burada çok mutlu oldum," dedi. "Sanki herkes beni tanıyormuş gibi."

Rıfkı yavaşça yanaştı.

"Çünkü sen neşeyi taşıyorsun. Neşe, gezegenler arası en hızlı yakıttır."

Meydan danslarla, hafif müziklerle doldu. Mor baloncuklar havaya yükseldi; her baloncuk patlayınca minik bir yıldız gibi parlıyordu. Lila, bir baloncuğun içine bakınca kendi odasını gördü: yatağı, perdesi, pencere kenarı… Ev, onu bekliyordu.

Piri Lila’nın elini tuttu.

"Uykun gelince geri dönmelisin. Ama bir şey bırakacağız sana."

Piri, küçük bir lavanta yaprağı verdi. Yaprak, hafifçe parıldıyordu.

"Bu yaprağı yastığının altına koy," dedi. "Ne zaman gülümsesen, Mor Gezegen de gülümser."

Lila yaprağı dikkatle cebine koydu.

"Söz veriyorum, her gün bir küçük gülümseme."

Tıncı da zıplayarak yaklaştı.

"Ve ben de söz veriyorum: Bir daha saklanmadan önce haber vereceğim."

Mırmır kıs kıs güldü.

"Ben de söz veriyorum: Ay ışığını fazla yemeyeceğim… belki biraz."

Rıfkı kapsülün kapısını açtı.

"Dönüş zamanı, küçük kaptan."

Lila Mor Gezegen’e son kez baktı. İki ay sanki ona göz kırptı. Çan, uzaktan bir kez daha çaldı: tın… tın… hop… gülücük.

"Görüşürüz!" dedi Lila.

"Her gülüşünde buradayız!" diye seslendi Piri.

Küre geçidi yeniden açıldı. Lila ve Rıfkı içinden geçerken, lavanta kokusu yumuşacık bir battaniye gibi onu sardı. Bir an sonra Lila kendi odasındaydı. Pencere kenarındaki mor ışık, artık küçük bir noktaydı; sonra yıldız gibi sönüp gitti.

Lila yastığının altına lavanta yaprağını koydu, gözlerini kapattı. Kulağında hâlâ çanın gülümseyen sesi vardı. İçinden minik bir fısıltı geçti:

"Tın… tın… hop…"

Ve Lila, neşeli bir rüyaya doğru usulca uykuya daldı.

Yazıyı Paylaş: