Goril Masalı: Goro ve Maceraları

Mine Kaya 43 Okuma Süresi: 7 dk Masal Oku
Goril Masalı: Goro ve Maceraları

Yağmur Ormanı’nın en yeşil, en gürültülü köşesinde, kocaman yaprakların altında yaşayan bir goril vardı. Adı Goro’ydu. Goro’nun kolları kalın ağaç dalları kadar güçlüydü, ama kalbinin içinde minik bir titreme yaşardı: Bir şeyler söylemek ister, ama yanlış anlaşılmaktan korkardı.

Goro sabahları güneş ışığı yaprakların arasından süzülürken uyanır, avucuyla göğsüne hafifçe vurur, sonra ormanın seslerini dinlerdi. Kuşların cıvıltısı, kurbağaların şıpırtısı, rüzgârın hışır hışır fısıltısı… Her şey konuşur gibiydi.

Bir sabah, Goro büyük bir incir ağacının yanında otururken, minik bir mavi kuş kondu dalın ucuna. Kuşun adı Pırpır’dı ve konuşmayı çok severdi.

— Günaydın koca kalpli dev! dedi Pırpır. — Bugün yüzün neden bulutlu?

Goro, gözlerini yere indirdi. Parmaklarıyla toprağı çizdi. Sonra içinden gelen sesi saklamadan konuşmaya karar verdi.

— Günaydın Pırpır… Ben… ben ormandaki herkes gibi şarkı söylemek istiyorum. dedi. — Ama benim sesim çok gür. Duyunca korkarlar diye düşünüyorum.

Pırpır, kanatlarını iki kere çırptı. Sanki bir fikri varmış gibi başını yana eğdi.

— Korkarlar mı? dedi. — Ya senin sesin, ormanın davuluysa? Davul sesi de gürdür ama kimse davuldan kaçmaz. Herkes ritme gelir!

Goro’nun gözleri hafifçe parladı, ama şüphe hâlâ oradaydı.

— Ben bağırınca yapraklar titriyor. dedi. — Geçen gün bir sincap fındığını düşürdü.

Pırpır gülümser gibi cıvıldadı.

— Belki de sincap heyecanlandı. dedi. — Gel, bunu deneyeceğiz. Ama önce… bana söz ver. Sesini saklamayacaksın.

Goro derin bir nefes aldı.

— Söz. dedi.

İkisi birlikte patikadan yürüdüler. Goro yürüdükçe yer hafifçe “pof pof” diye titreşiyordu. Tam o sırada, yolun kenarında yaşlı bir kaplumbağa gördüler. Kabukları yosun tutmuştu. Adı TıkTık’tı; yavaş yürür, ama düşünceleri hızlı olurdu.

— Selam TıkTık! dedi Pırpır. — Biz bir keşfe çıkıyoruz. Goro’nun sesiyle ilgili.

TıkTık başını kabuğundan çıkardı, gözlerini kısarak baktı.

— Ses mi? dedi. — Ses, kalbin gölgesidir. Kalp ne kadar büyükse gölgesi de o kadar uzun olur.

Goro şaşırdı.

— Benim kalbim… gerçekten büyük mü? diye sordu.

TıkTık yavaşça gülümsedi.

— Korktuğuna göre büyük. dedi. — Küçük kalp korkusunu saklar. Büyük kalp korkusunu taşır ve yine de yürür.

Goro’nun boğazı düğümlendi. Onun güçlü kolları, bu sözleri duyunca bir an yumuşadı.

— Ben bazen yalnız hissediyorum. dedi. — Herkes benim güçlü olduğumu düşünüyor. Güçlü olanın üzülmeye hakkı yok sanıyorlar.

Pırpır hemen araya girdi.

— Üzülmeye herkesin hakkı var! dedi. — Hem biz buradayız.

TıkTık da başını salladı.

— Yalnızlık, paylaşılınca küçülür. dedi. — Gelin, ormanın ortasındaki açıklığa gidin. Orada herkes sizi duyar. Ama önce, niyetinizi temiz tutun.

Goro, o an ne demek istediğini tam anlamadı, ama kalbinin içindeki titreme biraz sakinleşti.

Açıklığa vardıklarında, çevrede başka hayvanlar da vardı: Meraklı bir fil yavrusu, çekingen bir geyik, zıp zıp bir maymun, hatta uykulu bir ayı. Herkes bir şeylerle meşguldü. Pırpır yüksekçe bir taşa kondu, sanki bir sunucu gibi.

— Dikkat dikkat! dedi. — Bugün burada yeni bir şey deneyeceğiz. Goro’nun sesi, ormanın davulu olabilir.

Maymun kahkaha attı.

— Davul mu? Goro davul olursa ben de dansçı olurum! dedi.

Geyik ürkekçe bir adım geri çekildi.

— Çok yüksek olursa… kulaklarım… dedi.

Goro hemen ellerini kaldırdı, panikledi.

— Ben istemem kimse rahatsız olsun! dedi. — Belki vazgeçsem…

Pırpır, Goro’ya doğru eğildi.

— Dur. dedi. — Senin niyetin ne?

Goro gözlerini kapadı. İçinden geçenleri dürüstçe söyledi.

— Ben… ben sadece beraber olmak istiyorum. dedi. — Bir sesim var ve onu saklayarak yaşamak yorucu. Ama kimseyi de korkutmak istemiyorum.

O sırada fil yavrusu yaklaştı. Hortumunu kıvırdı, gözleri pırıl pırıldı.

— Ben korkmam! dedi. — Babamın trompet gibi sesi var. O da bazen çok güçlü üflüyor. Ama sonra gülüyoruz.

Ayı esnedi, ama gülümsedi.

— Güçlü ses bazen ninni gibidir. dedi. — Doğru ritim olursa uyutur bile.

TıkTık da açıklığın kenarından seslendi; meğer o da gelmişti.

— Başlangıç küçük olsun. dedi. — Ses, koşmayı öğrenen bir çocuk gibidir. Önce yürür.

Goro yutkundu.

— Peki… küçük başlayacağım. dedi.

Pırpır, çevredekilere döndü.

— Hazır mısınız? dedi. — Herkes kalbini dinlesin. Goro üç kere ritim yapacak. Korkarsanız elinizi kalbinize koyun. Çünkü kalp, sese kapı açar.

Goro, avuç içini göğsüne koydu. Sonra yavaşça, çok yavaşça göğsüne vurdu: “dum… dum… dum…”

Bu ses, ormanın içinden geçen bir tren gibi değildi; daha çok uzaklardan gelen bir davul gibiydi. Yapraklar hafifçe titredi, ama kimse kaçmadı.

Maymun hemen kıpırdanmaya başladı.

— Ooo! Bu güzel! dedi. — Bakın, ayaklarım kendi kendine zıplıyor!

Fil yavrusu kıkırdadı.

— Dum dum dum! Ben de yapabilirim! dedi ve hortumunu yere hafifçe vurdu.

Geyik bile kulaklarını dikti.

— Sanırım… sanırım korkmadım. dedi. — Sanki… düzenli olunca rahatlatıyor.

Goro’nun içindeki buzlar erir gibi oldu. Ama tam o sırada, ağaçların arasından ince bir ağlama sesi duyuldu. Herkes sustu. Ses, küçük bir yerden geliyordu.

Pırpır kanatlarını çırptı.

— Bu da ne? dedi.

Goro kulak kabarttı. Ağlama sesi giderek büyüdü, sonra “cırt!” diye bir çığlığa dönüştü. Bir yavru sincap, sarmaşıklara dolanmıştı. Küçük patileri boşlukta çırpınıyor, gözlerinden yaşlar akıyordu.

— Yardım edin! diye inledi sincap. — Kıpırdadıkça daha çok dolanıyorum!

Goro hiç düşünmeden koştu. Sarmaşıklar onun güçlü kollarına dolanmak ister gibi uzandı, ama Goro yavaş ve dikkatli hareket etti. Parmaklarıyla sarmaşığı gevşetti, düğümü çözmeye çalıştı. Sincap titriyordu.

— Korkma. dedi Goro. — Nefes al. Ben buradayım.

Sincap hıçkırdı.

— Sen… sen kocamansın… ya beni ezersem… dedi.

Goro’nun gözleri bir an doldu. Bu söz ona tanıdık gelmişti. Hep aynı korku… Başkalarının korkusu, onun içine sızıyordu.

— Ben kocamanım, evet. dedi. — Ama kalbim de kocaman. Kocaman şeyler nazik de olabilir.

Sonra, sanki ritim bulmak ister gibi, Goro hafifçe mırıldandı. Bir melodi değildi; daha çok kalpten gelen düzenli bir nefes gibiydi. O nefesle düğüm çözülürken, sincap da sakinleşti. Az sonra sarmaşık bıraktı ve sincap Goro’nun avucuna düştü.

Pırpır heyecanla bağırdı.

— Başardın! dedi. — Hem de hiç kimseyi korkutmadan!

Sincap Goro’nun avucunda titreyerek oturdu, sonra gözlerini silip Goro’ya baktı.

— Teşekkür ederim. dedi. — Ben… ben seni hep uzak durulması gereken biri sanıyordum. Ama sen…

Goro, başını hafifçe eğdi.

— Ben de kendimi öyle sanıyordum. dedi. — Bazen insan, kendini başkalarının gözlerinden görmeye başlıyor.

TıkTık ağır ağır yaklaştı.

— İşte şimdi sesinin ne işe yaradığını öğrendin. dedi. — Sadece duyulmak için değil; sakinleştirmek için de.

Goro, sincapla göz göze geldi.

— İstersen… dedi, utangaçça. — Birlikte açıklığa geri dönelim. Ben ritim tutayım, sen de… belki küçük bir melodi cıvıldarsın.

Sincap şaşırdı.

— Ben şarkı söyleyemem ki. dedi.

Maymun hemen atladı.

— Söyleyemezsen de ıslık çalarsın! Olmazsa fındıkla tempo tutarsın! dedi.

Fil yavrusu da hortumunu havaya kaldırdı.

— Ben de trompet gibi öterim! dedi.

Geyik ürkek ama istekli bir gülümseme gösterdi.

— Ben… ben de yaprakları hışırdatırım. dedi. — Çok hafif, rahatsız etmeden.

Goro’nun göğsü ısındı. İçindeki yalnızlık, sanki küçük küçük parçalara ayrılıp uçup gidiyordu.

Açıklığa döndüler. Pırpır, Goro’nun omzuna kondu.

— Hazır mısın, davulcu goril? dedi.

Goro derin bir nefes aldı.

— Hazırım. dedi. — Ama bir şey söylemek istiyorum.

Herkes ona baktı. Goro, kelimeleri dikkatle seçti.

— Benim sesim büyük. dedi. — Ama kalbim de büyük. Eğer bir gün sesim fazla gelirse, bana söyleyin. Ben öğrenmek istiyorum. Ben… sizinle birlikte öğrenmek istiyorum.

Sincap hafifçe başını salladı.

— Ben de öğrenmek istiyorum. dedi. — Korkunun bazen yanlış bir hikâye olduğunu öğrenmek istiyorum.

Pırpır kanatlarını açtı.

— O zaman… müzik başlasın! dedi.

Goro ritmi verdi: “dum… dum… dum-dum… dum…” Fil yavrusu neşeli bir ses çıkardı. Maymun zıpladı, küçük dönüşler yaptı. Geyik yaprakları hışırdattı. Sincap fındığını iki taş arasında tıkır tıkır vurdu. Pırpır ise cıvıltısını tam ritmin üzerine yerleştirdi.

O an orman, sanki tek bir kalp gibi atmaya başladı.

Goro’nun gözleri doldu. Bu sefer saklamadı. Yaşlar yanaklarından akarken gülümsedi.

— Ben… ben yalnız değilmişim. dedi.

Pırpır yumuşak bir sesle karşılık verdi.

— Hiç değildin. dedi. — Sadece sesini kısınca, bizi de duyamıyordun.

TıkTık, en sonda, yavaşça ama kesin bir cümle söyledi.

— Kendi sesini bulan, yolunu da bulur. dedi.

Güneş biraz daha yükseldi. Yaprakların arasından ışıklar dans etti. Ve Goro, o gün anladı: Kocaman olmak, gür sesli olmak, güçlü olmak… bunlar korkutucu olmak zorunda değildi. Nazik bir ritim, doğru niyet ve sevgiyle birleşince, en büyük ses bile çocukların gülebileceği bir şarkıya dönüşebilirdi.

O günden sonra ormanda her hafta bir müzik günü yaptılar. Goro davulcu oldu, ama asıl ünvanı şuydu: Ormanın Kalp Ritmi.

Ve her yeni gelen, önce çekinse bile, kısa sürede aynı şeyi söylerdi:

— Dum dum dum… Bu ses, insanı korkutmuyor. Bu ses, insanı eve getiriyor.

Yazıyı Paylaş: