Dinlenen Bebek Niro Masalı
Yavaş bir zaman vardı. Bu zamanın adı yoktu. Çünkü adı olan şeyler bazen acele ettirirdi. Buradaki zaman acele etmezdi. İlerlerdi ama koşmazdı. Beklerdi ama sıkılmazdı. Bebeklerin sevdiği gibi davranırdı.
Bu yavaş zamanın içinde küçük bir oda vardı. Oda sessizdi. Ama bu sessizlik boş değildi. İçinde güven vardı. Odanın duvarları açık renkti. Gözleri yormazdı. Işık sert değildi. Gölge de sert değildi. Her şey birbirine yumuşakça karışıyordu.
Odanın içinde bir bebek vardı. Bebeğin adı Niro idi. Niro henüz kelimeleri bilmiyordu. Ama bedenini biliyordu. Nefesini biliyordu. Sıcaklığı ve serinliği ayırt edebiliyordu. Bu onun için yeterliydi.
Niro yatağında yatıyordu. Yatağı düz duruyordu. Ne sallanıyordu ne gıcırdıyordu. Yatak güvenliydi. Niro yatağın sınırlarını hissedebiliyordu. Bu sınırlar onu rahatlatıyordu.
Niro’nun nefesi yavaştı. Göğsü yumuşak bir şekilde yükseliyor, sonra tekrar iniyordu. Bazen nefes almayı unutuyor gibi oluyordu. Sonra tekrar devam ediyordu. Bu düzensizlik aslında bir düzendi. Bebek düzeniydi.
Odanın içinde fazla eşya yoktu. Fazla olan şeyler dikkati dağıtırdı. Burada dikkat dağılmıyordu. Burada sadece olmak vardı. Niro da oluyordu. Hiçbir şey yapmadan, hiçbir yere gitmeden.
Zaman biraz daha geçti. Ama bu geçiş fark edilmedi. Çünkü fark edilmesi gerekmiyordu. Niro’nun gözleri açıktı. Ama bakmıyordu. Göz kapakları ağırdı. Bu ağırlık rahatsız edici değildi. Tam tersine, olması gereken bir ağırlıktı.
Niro’nun parmakları hafifçe kıpırdadı. Sonra durdu. Kıpırdamak tamamlanmıştı. Durmak başlamıştı. Durmak da bir hareketti. Niro bunu bilmiyordu ama hissediyordu.
Odanın içindeki hava yumuşaktı. Hava sert olsaydı beden gerilirdi. Ama hava yumuşaktı. Bu yüzden Niro’nun omuzları gevşedi. Boynu rahatladı. Çenesi biraz aşağı indi.
Niro’nun zihni henüz düşünmüyordu. Bebeklerin zihni önce hisseder. Düşünmek sonra gelir. Bu yüzden zihnin içinde görüntüler yoktu. Sadece karanlık değil, yumuşak bir doluluk vardı.
Zaman biraz daha uzadı. Uzadıkça ağırlaştı. Ağırlaştıkça yumuşadı. Niro bu yumuşaklığın içinde daha da rahatladı.
Niro’nun ayakları battaniyenin altındaydı. Battaniye hafifti. Üzerine ağırlık yapmıyordu. Sadece varlığını hissettiriyordu. Bu his, tanıdıktı. Tanıdık olan şeyler korkutmazdı.
Niro’nun nefesi şimdi daha düzenliydi. Nefes alırken duruyor, verirken duruyor, sonra tekrar alıyordu. Bu duraklamalar derinleşmenin işaretiydi. Beden gevşemeyi seviyordu.
Odanın sessizliği değişmedi. Değişmemesi önemliydi. Değişmeyen şeyler güvenlidir. Niro güvenliydi.
Zaman ilerledi ama hâlâ yavaştı. Kimse acele etmiyordu. Hiçbir şey bitmiyordu. Hiçbir şey başlamıyordu. Sadece devam ediyordu.
Niro’nun gözleri yarı kapalıydı. Bir süre sonra tamamen kapandı. Ama bu kapanış ani olmadı. Önce ağırlaştı. Sonra biraz kapandı. Sonra biraz daha. En sonunda tamamen kapandı.
Gözler kapandığında dünya kaybolmadı. Sadece yumuşadı. Sesler zaten yoktu. Işık zaten sert değildi. Bu yüzden kapanmak kolay oldu.
Niro’nun bedeni şimdi yatağın içinde biraz daha derine yerleşti. Omuzları battaniyeye uydu. Bacakları gevşedi. Ayak parmakları serbest kaldı.
Zaman artık daha da yavaştı. Sanki kendini inceltiyordu. İncelen zaman daha sessiz olurdu.
Niro’nun nefesi artık neredeyse duyulmazdı. Ama hâlâ oradaydı. Varlığı hissediliyordu. Göğüs hafifçe iniyor, hafifçe kalkıyordu.
Bu sırada odanın içindeki her şey aynı kaldı. Duvarlar yerindeydi. Yatak yerindeydi. Hava yerindeydi. Hiçbir şey sürpriz yapmadı. Bebekler sürprizleri sevmezdi.
Niro’nun zihni artık tamamen dinlenmeye geçmişti. Görüntüler gelmedi. Düşünceler gelmedi. Sadece derin bir sakinlik oldu.
Bu sakinlik bir boşluk değildi. İçinde sıcaklık vardı. Tanıdıklık vardı. Süreklilik vardı.
Zaman biraz daha geçti. Ama artık zaman önemli değildi. Çünkü Niro uykunun içindeydi. Derin ama hafif bir uyku. Sert olmayan bir uyku. Kaçmayan bir uyku.
Niro uyurken nefesi devam etti. Beden dinlenmeye devam etti. Zihin sessiz kalmaya devam etti.
Oda bekledi. Zaman bekledi. Her şey olduğu gibi kaldı.
Ve bu yeterliydi.