Naruto Masalı

Mine Kaya 3 Okuma Süresi: 8 dk Çocuk Masalları
Naruto Masalı

Konoha Köyü’nde sabah, her zamanki gibi hafif bir rüzgârla başlamıştı. Çatılardan yükselen ince dumanlar, sokaklara yayılan sıcak ekmek kokusuna karışıyordu. Naruto, köyün ana caddesinden geçerken karnı yine gurulduyordu ama bugün başka bir şey daha hissediyordu: İçinde, sanki minik bir düğüm vardı. Ne tam üzüntüydü, ne tam heyecan. Daha çok, anlatamadığı bir özlem gibi.

Hokage Binası’nın önünde durdu, kapıdan içeri bakıp derin bir nefes aldı. İçeride görevli ninjalar koşuşturuyor, evraklar taşınıyor, konuşmalar fısıltı gibi yayılıyordu. Naruto tam kapıdan girecekti ki Sakura ona doğru yürüdü, gözlerini kısarak.

"Naruto, yüzün neden böyle? Bir şey mi oldu?"

Naruto bir an durdu. Gülümsemeye çalıştı, ama gülümsemesi yarım kaldı.

"Bilmiyorum Sakura-chan. Sanki bugün… bir şey eksik."

Sakura, onun gözlerine dikkatle baktı. Naruto’nun şakacı hali her zaman belirgindi, fakat şimdi bakışlarında gerçekten bir ağırlık vardı.

"Eksik derken? Kahvaltı mı yapmadın yine?"

Naruto iç çekti.

"Karnım aç, evet. Ama bu başka. Dün gece rüyamda… eski günleri gördüm."

"Eski günler?"

Naruto başını salladı. Sanki kelimeler boğazına takılıyordu.

"Hani, kimsenin beni görmediği zamanlar… Ve sonra birileri beni gördü ya. Iruka-sensei gibi. Sen gibi. Takımımız gibi."

Sakura’nın yüzü yumuşadı. Naruto’nun bu tarafını nadiren görürdü; şakaların altındaki o küçük çocuğu. Tam konuşacaktı ki binanın kapısı açıldı ve Kakashi, elinde bir tomar kâğıtla çıkageldi. Her zamanki sakin haliyle gözlerini kıstı.

"Yo. Sabah sabah ciddi yüzler görmek alışıldık değil."

Naruto hemen toparlanıp kendini güçlü göstermeye çalıştı.

"Kakashi-sensei! Biz ciddi falan değiliz! Sadece… şey… görev var mı diye bakıyorduk!"

Kakashi, Naruto’nun sesindeki aceleciliği yakaladı. Sakura da bakışlarıyla Kakashi’ye bir şey anlatır gibiydi. Kakashi başını hafifçe eğdi.

"Aslında var. Fakat bu sıradan bir görev değil."

Naruto’nun gözleri parladı.

"Tehlikeli mi? Büyük mü? Süper mi?"

Kakashi bir an durdu, sonra sakin bir tonla konuştu.

"Köyde bugün Çocuklar Günü var. Akademi öğrencileri için küçük bir şenlik. Iruka’nın bir isteği var."

Naruto’nun yüzündeki parlaklık şaşkınlığa döndü.

"Şenlik mi? Görev bu mu yani?"

Sakura hafifçe gülümsedi.

"Naruto, çocukları sevmez misin?"

Naruto kollarını kavuşturdu, sanki çok büyük bir ninja gibi davranmaya çalıştı.

"Severim tabii! Ama ben artık büyük görevlerin adamıyım."

Kakashi, kâğıtları uzattı. Naruto alıp okur gibi yaptı, ama aslında gözlerini satırların üzerinde gezdirip anlamaya çalışıyordu.

"Iruka, çocukların bazılarına ‘cesaret’ dersi gibi bir şey vermek istiyor. Şenlikte küçük bir gösteri, küçük bir oyun… Ama esas mesele şu: Bazı çocuklar dışlanıyor."

Naruto’nun göğsündeki düğüm, bir anda kendini hatırlattı. Sakura da ciddileşti.

"Dışlanıyorlar mı?"

Kakashi başını salladı.

"Evet. Iruka, onları neşelendirecek bir şey istiyor. Ve bunu yapabilecek en iyi kişi… sanırım Naruto."

Naruto’nun gözleri büyüdü. Bir an konuşamadı. Sonra başını çevirdi; sanki rüzgâr yüzüne vurmuş gibi.

"Ben mi?"

Sakura, Naruto’nun koluna hafifçe dokundu.

"Tam senlik bir iş gibi."

Naruto yutkundu. Bu kez gülümsemesi daha gerçekti ama içinde bir ciddiyet de vardı.

"Peki. Yapacağım."

Şenlik alanı Akademi’nin bahçesine kurulmuştu. Renkli bayraklar, küçük oyun stantları, balonlar ve tatlı kokuları… Çocuklar koşuyor, gülüyor, birbirine sesleniyordu. Naruto, Sakura ve Kakashi alana girince bazı çocuklar hemen Naruto’yu fark etti.

"Naruto!"
"Naruto abi!"
"Gölge Klon yapar mısın?"

Naruto bir an şaşırdı. Eskiden insanlar ona bakmazdı. Şimdi çocukların gözleri parlıyordu. Yine de, Kakashi’nin dediği gibi, köşede duran birkaç çocuk vardı; sessiz, kenarda, sanki görünmez olmak ister gibi.

Iruka yanlarına koştu. Yüzünde hem sevinç hem de telaş vardı.

"Naruto! Geldiğine çok sevindim."

Naruto başını salladı.

"Iruka-sensei, ne yapmamı istiyorsun?"

Iruka, köşedeki çocukları işaret etti. Üç çocuk; biri gözlerini yere dikmiş, biri kollarını sıkı sıkı göğsüne kapatmış, diğeri de sanki ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu.

"Onlar yeni. Aileleri köye taşındı. Bazı çocuklar… farklı oldukları için onları oyuna almıyor."

Naruto, çocuklara doğru yürüdü. Adımlarını yavaş attı; korkutmak istemiyordu. Çocuklardan en küçük olanı, Naruto’nun gölgesini görünce geriye çekildi.

Naruto dizlerinin üstüne çöktü, göz hizasına indi.

"Merhaba. Ben Naruto. Adın ne?"

Çocuk bir süre sessiz kaldı, sonra fısıltıyla konuştu.

"Haru."

Naruto gülümsedi.

"Haru. Güzel isim. Peki sen?"

İkinci çocuk biraz daha cesur görünüyordu.

"Mina."

Üçüncü çocuk, önce konuşmak istemedi. Naruto bekledi, zorlamadı. Sadece sakin kaldı. Sonra çocuk, kısık bir sesle konuştu.

"Sora."

Naruto başını salladı.

"Tamam. Haru, Mina, Sora. Şimdi size bir sır vereceğim."

Çocuklar merakla baktı.

"Ben de bir zamanlar herkesin kenara ittiği biriydim. Beni oyuna almazlardı. Hatta… bazı günler selam bile vermezlerdi."

Haru’nun gözleri büyüdü.

"Sen mi?"

"Evet ben. Şimdi inanması zor olabilir ama doğru."

Mina, çekingen bir şekilde sordu.

"Peki… nasıl geçti?"

Naruto, bir an durdu. İçindeki düğüm çözüldü sanki. Sözleri daha yumuşak çıktı.

"Tek başıma geçmedi. Birileri bana el uzattı. Iruka-sensei gibi. Sonra arkadaşlarım. Sonra… ben de öğrenip başkalarına el uzatmaya başladım."

Sora, nihayet başını kaldırdı.

"Ama biz… burada kimseyi tanımıyoruz."

Naruto, elini kalbinin üstüne koydu.

"O zaman ilk tanıdığınız ben olayım. Ve size bir oyun teklif ediyorum."

Çocuklar birbirine baktı.

"Nasıl bir oyun?"

Naruto ayağa kalktı, kollarını iki yana açtı.

"Adı: Cesaret Çemberi. Kural basit. Herkes sırayla ortaya çıkar, küçük bir şey yapar. Bir şaka, bir hareket, bir selam, bir kahkaha… Sonra herkes alkışlar. Çünkü cesaret, alkışlanması gereken bir şey."

Haru fısıldadı.

"Ya gülerlerse?"

Naruto’nun yüzü ciddileşti ama ses tonu sıcaktı.

"Gülerlerse ben de gülerim. Çünkü gülmek kötü değil. Kötü olan, birini incitmek için gülmek. Onu da ben engellerim."

Naruto, bir anda iki gölge klon çıkardı. Çocuklar irkildi ama sonra gözleri ışıldadı.

"Vay!"

Klonlardan biri komik bir yürüyüş yaptı, diğeri abartılı şekilde selam verdi.

"Ben Naruto’nun klonuyum, ama biraz daha komiğim!"
"Hayır, ben daha komiğim!"

Çocuklardan birkaçının kahkahası yükseldi. Yakındaki diğer çocuklar da merakla dönüp baktı. Naruto, çemberi genişletti; stantların önündeki boş alana çağırdı herkesi.

"Herkes buraya! Cesaret Çemberi başlıyor!"

Kalabalık toplandı. Iruka uzaktan izliyor, gözleri dolu dolu gülümsüyordu. Sakura, Naruto’nun bu halini görünce içten içe rahatladı. Kakashi ise kitap okumayı bırakmadan bile gururlu görünüyordu.

Naruto ortaya geçti.

"İlk ben! Çünkü lider böyle yapar!"

Naruto, abartılı bir ninja pozu verdi, sonra kendi ayağına takılmış gibi yaptı, dengesi bozuldu, ama tam düşecekmiş gibi yapıp zıplayarak düzeldi.

"Düşmedim! Bu… planlıydı!"

Çocuklar gülüştü, alkışladı. Naruto, Haru’ya baktı.

"Haru, ister misin? Küçücük bir şey yeter."

Haru’nun elleri titredi. Mina ona fısıldadı.

"İstersen birlikte yapalım."

Sora da başını salladı.

"Ben de… yanında dururum."

Haru derin bir nefes aldı, ortaya çıktı. Önce ses çıkmadı. Sonra Haru, cebinden küçük bir tahta parçası çıkardı; kendi yaptığı bir rüzgâr düdüğüydü. Üflediğinde ince, tatlı bir ses yayıldı. Rüzgâr bile sanki o sesi taşıdı.

Kalabalık bir an sessiz kaldı. Sonra Naruto ilk alkışı başlattı.

"İşte bu! Haru! Bu harika!"

Alkışlar büyüdü. Haru’nun gözleri parladı. Mina hemen ortaya atladı, küçük bir dans hareketi yaptı; Sakura bile gülümseyip alkışladı. Sora ise, önce çekinse de Naruto’nun klonlarından birine bakıp cesaret aldı ve çok kısa, çok net bir selam verdi.

"Merhaba."

Naruto, sanki en büyük jutsu yapılmış gibi bağırdı.

"Sora konuştu! Bu büyük olay!"

Çocuklar güldü, alkışladı. O an, kenarda duran üç çocuk artık kenarda değildi. Çemberin içindeydiler.

Şenlik ilerledikçe yeni oyunlar çıktı. Naruto, çocukları küçük takımlara ayırdı. Oyunların kazananı yoktu; herkesin kazandığı bir şey vardı: Birinin adını öğrenmek, birine selam vermek, birlikte gülmek.

Günün sonunda güneş, Konoha’nın üstünde turuncu bir çizgi gibi uzanırken Iruka, Naruto’nun yanına geldi. Sesinde gurur vardı.

"Naruto, bugün çok şey yaptın."

Naruto omuz silkti, ama bu kez alçakgönüllüydü.

"Ben sadece… bildiğim bir şeyi yaptım."

Iruka başını salladı.

"Bildiğin şey tam da buydu. İnsanları görmek."

Sakura yanlarına yaklaştı.

"Naruto, sabahki o eksiklik… geçti mi?"

Naruto bir süre düşündü. Haru, Mina ve Sora, biraz ötede diğer çocuklarla gülüşüyordu. Naruto’nun içindeki düğüm artık yoktu.

"Geçti."

"Nasıl?"

Naruto, gözlerini kısarak gülümsedi.

"Çünkü eskiden yalnız olan bir çocuğun, bugün başka yalnız çocukları görünür yaptığını fark ettim."

Kakashi, kitabının arkasından konuştu.

"Fena değil. Belki de bu, en zor görevdir."

Naruto, Kakashi’ye baktı.

"En zor görev mi? Ben daha zorlarını da yaparım!"

Sakura kaşını kaldırdı.

"Tabii tabii."

Naruto güldü. Sonra bir an durdu, sanki kendi kendine konuşur gibi fısıldadı.

"Ama en güzeli… bu."

Iruka, Naruto’nun omzuna elini koydu.

"Bugün sen, bir şenliğin kahramanı olmadın. Bugün sen, birinin kalbinde yer açtın."

Naruto’nun boğazı düğümlendi. Ama bu kez düğüm acıtmıyordu. Sıcaktı. Gözleri hafifçe doldu, gülümseyerek başını çevirdi.

"Iruka-sensei… teşekkür ederim."

Iruka gülümsedi.

"Ben teşekkür ederim."

Haru koşarak yanlarına geldi, elinde küçük rüzgâr düdüğünü tutuyordu.

"Naruto abi! Yarın da oynar mıyız?"

Mina ve Sora da arkadan geldi.

"Evet!"
"Biz… birlikte takım olduk!"

Naruto, sanki dünyanın en büyük sözü buymuş gibi ciddiyetle başını salladı.

"Elbette. Yarın da, öbür gün de. Çünkü Konoha’da kimse görünmez kalmayacak. Buna söz veriyorum."

Çocuklar sevinçle bağırdı. Naruto, onların sesini duyarken sabahki eksikliğin ne olduğunu artık biliyordu: Kendini hatırlatan bir boşluk. Ve o boşluğu, bugün bir köprüye çevirmişti. Konoha’nın akşam rüzgârı, bayrakları hafifçe salladı. Naruto ise, yeni arkadaşların gülüşlerini dinleyerek yürüdü; içi dolu, adımları daha hafif.

Yazıyı Paylaş: