Doğum Günü Pastası Masalı
Kasabanın en renkli sokağına sabah güneşi vurduğunda, vitrin camları şekerleme gibi parıldardı. O sokakta herkesin bildiği bir yer vardı: Cemil Usta’nın Pastanesi. Kapısının üstündeki küçük çan, açılıp kapanırken neşeli bir tını çıkarır; içerden de vanilya, limon kabuğu ve taze kek kokusu sokağa taşardı.
O gün pastanenin önünde bir çocuk, elindeki defteri sıkı sıkı tutarak duruyordu. Adı Elif’ti. Yarın doğum günüydü ve Elif’in aklında tek bir şey vardı: Hayalindeki doğum günü pastası. Ama bu pasta öyle sıradan bir pasta olmayacaktı. Elif, pastanın sadece güzel görünmesini değil, aynı zamanda herkese iyi hisler taşımasını istiyordu.
Kapı çanı çınladı, Elif içeri girdi. Cemil Usta tezgâhın arkasında, krema torbasını dikkatle tutmuş bir güvercin gibi sakin ve odaklıydı. Elif’i görünce gözlerinin kenarı güldü.
— "Hoş geldin Elif, yüzünden bir dilek geçtiğini anladım. Ne istiyorsun bakalım?"
Elif bir an yutkundu. Defterini açtı. Sayfada renkli kalemlerle çizilmiş bir pasta vardı. Üstünde meyveler, yanlarında minik yıldızlar, kenarlarında da balon gibi kabaran kremalar.
— "Cemil Usta, yarın doğum günüm. Bu pastayı istiyorum ama… biraz farklı olsun."
— "Farklı derken?"
Elif defterin kenarına küçük notlar yazmıştı: Mutluluk, cesaret, paylaşmak, gülmek.
— "Pastayı yiyen herkes bir anda gülümsemeye başlasın. Hani, içi de sanki doğum günü gibi olsun."
Cemil Usta gözlüğünü düzeltti, deftere yaklaştı.
— "Demek pastanın içine duygu koyacağız. Güzel. Ama önce bir şey soracağım: Bu duyguları nereden bulacağız?"
Elif düşünmeye başladı. Duygular marketten alınmıyordu ki. Tam o sırada kapıdan iki çocuk daha girdi: Mert ve Zeynep. Elif’in en iyi arkadaşlarıydı. Mert, elinde bir kese kâğıdı tutuyordu, Zeynep’in saçında ise küçük bir tokayla tutturulmuş sarı bir kurdele vardı.
— "Elif, seni evde bulamadık. Doğum günü planı yapıyoruz!" diye atıldı Mert.
— "Plan mı? Yarın için mi?" Elif’in gözleri parladı.
Zeynep tezgâha yaklaştı, Cemil Usta’ya kibarca başını eğdi.
— "Cemil Usta, Elif’in pastası için geldik. Elif öyle bir pasta istiyor ki… herkes mutlu olsun."
Cemil Usta kollarını iki yana açtı, sanki görünmez bir hamuru havada yoğuruyormuş gibi.
— "O zaman ekip işi. Pastanın hamuru benden, duyguları sizden."
Elif sevinçle defterini kapattı.
— "Peki duyguları nasıl getireceğiz?"
Cemil Usta tezgâhın altından küçük bir kutu çıkardı. Kutunun üstünde yıldız desenleri vardı. Kapağını açınca içinden minik cam şişeler çıktı. Şişelerin üzerinde etiketler vardı: Neşe damlası, Cesaret kırıntısı, Paylaşım şekeri, Teşekkür tanesi.
Mert hayretle eğildi.
— "Bunlar gerçek mi?"
— "Gerçek gibi düşünün. Ama onları çalıştırmak için sizin anılarınız lazım." dedi Cemil Usta.
Elif’in kafası karıştı ama içi heyecanla doldu.
— "Anı mı? Nasıl anı?"
Cemil Usta şişelerden birini eline aldı.
— "Mesela Neşe damlası için bir kahkaha anısı. Cesaret kırıntısı için korktuğun halde yaptığın bir şey. Paylaşım şekeri için bir arkadaşına verdiğin en güzel şey."
Zeynep hemen atladı.
— "Ben biliyorum! Geçen hafta parkta küçük bir çocuğa salıncağı verdim. Çok istemişti."
Cemil Usta başını onaylar gibi salladı.
— "Harika. O, paylaşım şekerinin tam karşılığı."
Mert kâğıt kesesini açtı. İçinden bir avuç fındık çıktı.
— "Ben de fındık getirdim. Ama duygu kısmı… Ben geçen ay bisiklet sürmeyi öğrenirken çok düşmekten korkmuştum. Ama yine de denedim."
Elif’in gözleri parladı.
— "Bu cesaret!"
Cemil Usta gülümsedi.
— "Evet. Cesaret kırıntısı, böyle anılarda çoğalır."
Elif ise bir an sustu. Çünkü kendi aklına gelen anı, biraz hüzünle karışıktı. Geçen doğum gününde, pastanın üstü çok güzel olmasına rağmen Elif bütün gün bir şeylerin eksik olduğunu hissetmişti. Arkadaşlarıyla gülmüştü ama akşam olunca içi boşalmış gibi olmuştu. Bu yıl o boşluk olmasın istiyordu.
Cemil Usta Elif’in yüzündeki bulutu fark etti.
— "Elif, senin anın ne?"
Elif derin bir nefes aldı.
— "Geçen yıl doğum günümde herkes geldi, çok eğlendim. Ama sonra… sanki eğlence bitince kocaman bir sessizlik kaldı. Bu yıl o sessizliği istemiyorum."
Zeynep hemen Elif’in yanına yaklaştı.
— "O sessizliği birlikte doldururuz."
Mert de başını salladı.
— "Hem pastayı da birlikte yapıyoruz ya. Bu bile başka."
Elif’in gözleri ıslandı, ama bu sefer iyi bir ıslanmaydı. Sanki içi hafifliyordu.
— "Benim anım şu: Siz yanımdayken kendimi güvende hissediyorum. Bu da mutluluk gibi."
Cemil Usta cam şişelerden birini Elif’e uzattı.
— "O zaman Neşe damlasına bir de Sıcacık dostluk ekliyoruz."
Pastanenin arka tarafında küçük bir hazırlık alanı vardı. Cemil Usta önlükleri getirdi. Üç çocuk önlükleri giyince, sanki birer küçük şef oldular. Tezgâha un serildi, yumurtalar kırıldı, süt ölçüldü. Cemil Usta her şeyi sakin sakin anlatıyordu.
— "Un, pastanın yolu. Yumurta, pastanın gücü. Süt, pastanın yumuşaklığı. Ama asıl sır, karıştırırken yüzünüzün ifadesinde."
Mert ciddi bir yüz yapınca Cemil Usta kaşlarını kaldırdı.
— "Mert, pastayı düşündüğün gibi değil, gülerek karıştır."
Mert kıkırdadı.
— "Tamam tamam, ben gülerek karıştırıyorum."
Zeynep, mikseri tutarken Elif’e göz kırptı.
— "Elif, şimdi dileğini söyle, hamur duysun."
Elif gözlerini kapadı.
— "Yarın herkes doysun ama asıl kalbi doysun."
Cemil Usta, küçük şişelerden birini açtı. Şişeden görünmeyen bir şey döküldü sanki, ama tezgâhın üstündeki hava bile daha tatlı koktu.
— "Neşe damlası eklendi."
Sonra bir diğerini açtı.
— "Cesaret kırıntısı."
Zeynep ellerini iki yana açtı.
— "Paylaşım şekeri de benden!"
Cemil Usta başıyla onayladı.
— "Güzel. Şimdi sıra en önemli malzemede."
Elif merakla eğildi.
— "En önemli malzeme ne?"
Cemil Usta tezgâhın yanından küçük bir kase aldı. İçinde parlak, minik şekerlemeler vardı ama sıradan değildi; her biri farklı renkte ışıldıyor gibiydi.
— "Teşekkür taneleri."
Mert şaşkın şaşkın baktı.
— "Teşekkür pasta için mi?"
— "Her şey için." dedi Cemil Usta. "Bir lokma aldığınızda birine teşekkür etmek isterseniz, işte o taneler iş görür."
Elif’in aklına hemen geldi: Yarın pastayı keserken önce arkadaşlarına, sonra Cemil Usta’ya teşekkür etmek istiyordu. İçinde büyüyen iyi duyguyu fark etti.
— "Ben teşekkür etmek istiyorum. Şimdiden."
Cemil Usta gülümsedi.
— "O zaman bir taneyi sen at."
Elif kaseye uzandı, bir taneyi alıp hamura bıraktı. Sanki hamur o an biraz daha kabarık, biraz daha canlı oldu.
Tepsi hazırlandı. Kek pişmeye giderken, çocuklar vitrin önündeki masaya oturdu. Cemil Usta, keki pişerken beklemenin de bir parça duygu olduğunu söyledi. Beklemek, heyecanı büyütüyordu.
Mert dayanamayıp sordu.
— "Cemil Usta, ya pasta istediğimiz gibi olmazsa?"
Cemil Usta sakin bir sesle cevap verdi.
— "Olur. Çünkü siz birlikte istediniz. Birlikte yapılan şeyler, en azından kalpte doğru olur."
Elif başını eğdi.
— "Ben yine de korkuyorum. Ya yarın herkes pastayı beğenmezse?"
Zeynep hemen Elif’in elini tuttu.
— "Pastayı beğenmeyen olur mu? Biz yaptık."
Mert de ekledi.
— "Hem beğenmeseler bile, bizim pastanın olayı başka. İçinde anılar var."
Elif’in dudakları yukarı kıvrıldı.
— "Haklısınız. Bu pasta bizim gibi."
Bir süre sonra Cemil Usta keki çıkardı. Kek altın rengi gibi parlıyordu. Üstüne krema sürüldü, kenarlarına minik yıldızlar yapıldı, meyveler dizildi. Elif’in defterindeki çizime çok benziyordu. Hatta daha güzeli olmuştu; çünkü gerçek kokuyordu.
Son dokunuş için Cemil Usta minik bir süs çıkardı: Üstünde küçük bir ayıcık figürü vardı ve elinde bir dilim pasta tutuyordu.
— "Bu ayıcık ne?" diye sordu Elif.
— "Bu ayıcık, pastayı paylaşmayı hatırlatsın diye."
Zeynep gülerek eğildi.
— "Ayıcık da paylaşımcı çıktı."
Mert pastaya dikkatle baktı.
— "Pasta çok güzel ama… İçinde gerçekten neşe var mı?"
Cemil Usta göz kırptı.
— "Onu yarın göreceğiz."
Ertesi gün Elif’in doğum günüydü. Evlerinin salonu balonlarla süslenmişti. Masanın ortasında Cemil Usta’nın pastası duruyordu. Elif, Mert, Zeynep ve diğer arkadaşları etrafına toplandı. Herkes merakla pastaya bakıyordu.
Elif, bıçağı eline aldı ama bir an durdu. İçinde dün konuştuğu o sessizlik korkusu yoktu. Çünkü oda doluydu; sesle, kahkahayla, gözlerle. Elif konuşmak istedi.
— "Herkes buraya geldiği için teşekkür ederim."
Arkadaşlarından biri olan Arda elini kaldırdı.
— "Ben de teşekkür ederim, böyle pasta ilk defa görüyorum."
Bir diğeri, Sude, gözlerini kocaman açtı.
— "Ben pastanın üstündeki yıldızları sayabilir miyim?"
Mert fısıldadı.
— "Sayamazsın, çünkü çoklar."
Sude güldü.
— "O zaman ben yerim."
Elif gülerek pastayı kesti. İlk dilimi Zeynep’e uzattı.
— "Senin paylaşım şekerin için."
Zeynep dilimi alırken gözleri parladı.
— "Benim payım kocaman."
İkinci dilimi Mert’e verdi.
— "Senin cesaret kırıntın için."
Mert dilimi alıp ciddi bir yüz yaptı, sonra dayanamadı.
— "Bu dilim bana bisiklet gibi geliyor, ama daha tatlı."
Herkes güldü.
Elif de kendine bir dilim aldı. İlk lokmayı ağzına attığı an, garip bir şey oldu. Sanki dilinin ucunda bir kahkaha kıpırdadı. İçinde bir sıcaklık yayıldı. Elif, bir an önceki günkü endişesini hatırladı ve o endişi, sanki ufacık bir balon gibi patlayıp kayboldu.
Mert bir lokma aldı, gözleri büyüdü.
— "Ben… ben birden aklıma geldi. Bisikleti ilk sürdüğüm gün gibi oldum!"
Zeynep lokmasını aldı, gülerek ellerini çırptı.
— "Ben de parkta o çocuğun yüzünü hatırladım. Ne kadar mutlu olmuştu!"
Arda pastayı yerken kendi kendine güldü.
— "Ben de geçen ay kardeşime oyuncak vermiştim, onu hatırladım."
Sude pastadan bir lokma aldı, sonra Elif’e dönüp içten bir sesle konuştu.
— "Elif, bu pasta çok güzel. Ama en güzeli… burası. Sanki burası daha ışıklı."
Elif’in boğazı düğümlendi. Bu sefer düğüm, hüzün gibi değil; sevinçten, doluluktan bir düğümdü. Dünkü sessizlik korkusu yoktu, çünkü herkes konuşuyordu. Üstelik sadece konuşmuyorlardı, iyi anıları birbirine bulaştırıyordu.
Elif bir an pastaya baktı, sonra arkadaşlarına.
— "Biliyor musunuz, ben pastanın içine ne koymak istediğimi buldum."
Mert merakla sordu.
— "Ne koydun?"
Elif, gülümsemesiyle cevap verdi.
— "Birlikte olunca büyüyen şeyleri koydum."
Zeynep hemen ekledi.
— "Yani… dostluğu."
Elif başını salladı.
— "Evet. Dostluğu. Ve teşekkür etmeyi."
Kapı zili çaldı. Cemil Usta içeri girdi; elinde küçük bir kâğıt torba vardı. Torbayı masaya bıraktı. İçinden minik kurabiyeler çıktı, üstlerinde gülümseyen yüzler vardı.
— "Pastanın nasıl olduğunu merak ettim."
Mert koşar adım yanına gitti.
— "Cemil Usta, bu pasta garip. Yiyoruz, gülüyoruz, anılar geliyor!"
Cemil Usta, sanki bunun olacağını biliyormuş gibi başını salladı.
— "Demek çalışmış."
Elif Cemil Usta’ya yaklaştı. Gözleri dolu doluydu ama yüzü aydınlıktı.
— "Cemil Usta, teşekkür ederim. Bu yıl sessizlik olmadı."
Cemil Usta elini kalbinin üstüne koydu.
— "Asıl ben teşekkür ederim. Çünkü pastanın sihri bende değil, sizdeydi."
Zeynep kurabiyelerden birini aldı.
— "O zaman ben de teşekkür ederim, kurabiye sihri için."
Mert hemen atıldı.
— "Ben de teşekkür ederim, çünkü artık doğum günü pastası deyince aklıma sadece krema gelmeyecek."
Elif gülümsedi, masadaki herkese baktı. Salonun içi, pastanın kokusuyla ve insanların sesleriyle doluydu. Elif bir şey fark etti: Doğum günü pastası sadece yenip biten bir şey değildi. Doğum günü pastası, bir günün içine saklanan küçük bir hatıra sandığıydı. İçine ne koyarsan, onu taşırdı.
Elif bir lokma daha aldı ve içinden gelen cümleyi yüksek sesle söyledi.
— "Benim doğum günü dileğim şu: Herkesin pastasında biraz neşe, biraz cesaret ve bolca paylaşım olsun."
O anda herkes aynı anda gülümsedi. Sonra kahkahalar yükseldi. Ve Elif, tam da istediği gibi, doğum gününün içinin doğum günü gibi olduğunu hissetti. Pastanın en güzel yanı, üzerindeki meyveler ya da yıldızlar değilmiş; pastayı birlikte yapmanın ve birlikte paylaşmanın tadıymış.