Bratz Masalı
Bir varmış, bir yokmuş… Renklerin her zamankinden daha canlı olduğu, gökyüzünün sabahları pamuk şeker pembesine döndüğü, çiçeklerin rüzgârla birlikte mini mini danslar yaptığı neşeli bir dünyada, birbirinden şık, enerjik ve meraklı dört yakın arkadaş yaşarmış. Bu arkadaşların adı Yasmin, Cloe, Jade ve Sasha’ymış. Her biri farklı şeyleri sever, farklı hayaller kurar ama bir konuda hep aynı fikirde olurlarmış: Yeni yerler görmek, yeni dostluklar kurmak ve her günü unutulmaz bir maceraya dönüştürmek!
Bir sabah, güneş odalarının camlarına altın gibi yumuşak ışıklar bırakırken Yasmin yatağından heyecanla doğrulmuş. Penceresini açmış, içeri mis gibi çiçek kokusu dolmuş. Tam o sırada masasının üzerinde parıldayan mor bir zarf fark etmiş. Zarfın üstünde altın renkli harflerle şöyle yazıyormuş: “En neşeli yolculara özel davet!”
Yasmin şaşkınlıkla zarfı açmış.
İçinden rengârenk bir harita, ışıltılı bir bilet ve minicik bir not çıkmış. Notta şöyle yazıyormuş:
“Sevgili Bratz kızları,
Gökkuşağı Yolu bugün yalnızca gerçek dostlar için açılıyor. Bu yolu takip edenler, Işıltı Vadisi, Şeker Bulut Tepeleri ve Neşe Limanı’nı keşfedecek. Yol boyunca kalbinizi dinleyin, dostluğunuzu paylaşın ve gülüşlerinizi yanınıza almayı unutmayın!”
Yasmin sevinçten yerinde zıplamış.
— Kızlar bunu görmeli! Bu tam bize göre bir macera!
Hemen arkadaşlarını aramış. Kısa süre içinde hepsi Yasmin’in evinde toplanmış. Cloe elinde limonlu kekler getirmiş, Jade parlak renkli küçük bir seyahat defteri almış, Sasha ise her ihtimale karşı renkli kurdeleler, atıştırmalıklar ve minik bir pusula getirmiş.
Mutfak masasının etrafında toplanıp haritayı açmışlar. Haritanın üstünde parlayan yollar, kalp şekilli duraklar ve yıldızlarla işaretlenmiş noktalar varmış.
Cloe heyecanla gözlerini açmış.
— Bu gerçek mi? Yani gerçekten böyle bir yolculuğa çıkacak mıyız?
Jade haritayı dikkatlice incelemiş.
— Bence gerçek. Hem bakın, burada “Gökkuşağı Treni” yazıyor. İlk durak da Pırıltı İstasyonu. Bu çok havalı!
Sasha gülümsemiş.
— O zaman beklemek yok. En güzel kıyafetlerimizi giyelim, valizlerimizi hazırlayalım ve yola çıkalım!
Dört arkadaş odalara dağılmış. Bir süre sonra hepsi rengârenk, neşeli ve tam da maceraya uygun kıyafetlerle geri dönmüş. Yasmin’in üzerinde çiçek desenli bir ceket, Cloe’nun üstünde parlak mavi bir elbise, Jade’de yıldız işlemeli bir mont, Sasha’da ise güneş gibi ışıldayan sarı bir takım varmış.
İstasyona vardıklarında karşılarında gördükleri şey karşısında hayran kalmışlar. Gökkuşağı Treni, sanki gökyüzünden inmiş gibi parlıyormuş. Vagonlarının kenarlarında renk değiştiren desenler, pencerelerinde minik yıldız süsleri varmış. Trenin kapısı açılmış ve gülümseyen bir kondüktör onları selamlamış.
— Hoş geldiniz sevgili yolcular! Gülüş biletlerinizi hazırladınız mı?
Kızlar önce şaşırmış, sonra hep birlikte gülmeye başlamış. Kondüktör alkışlamış.
— Harika! İşte en geçerli bilet bu: İçten bir kahkaha! Buyurun, trene geçebilirsiniz.
Trene bindiklerinde her şey daha da büyülü görünmüş. Koltuklar yumuşacık bulutlardan yapılmış gibiydi. Tavandan minik kristal lambalar sarkıyor, her lambanın içinde farklı bir renk parlıyordu. Yolculuk başladığında tren raylarda gitmek yerine sanki gökkuşağının üstünde kayar gibi ilerlemiş.
Cloe pencereye yapışmış.
— Ah, şuna bakın! Aşağıdaki nehir bile simli görünüyor!
Yasmin gözlerini kısarak uzaktaki tepelere bakmış.
— Ve bence şu ileride gördüğümüz yer Işıltı Vadisi!
Gerçekten de çok geçmeden ilk duraklarına ulaşmışlar. Işıltı Vadisi’ne adım attıklarında etraflarında kelebekler dönmeye başlamış. Ama bunlar sıradan kelebekler değilmiş; kanatları pırıl pırıl taşlar gibi parlıyor, uçtukça havaya renkli ışıklar saçıyormuş.
Vadinin ortasında büyük bir çeşme varmış. Çeşmenin suyu yukarı doğru yükselirken gümüş gibi parlıyor, yere düşerken küçük melodiler çıkarıyormuş.
Orada yaşayan neşeli bir kız çocuğu onları karşılamış. Adı Lila’ymış.
— Merhaba! Siz Bratz kızları olmalısınız. Sizi bekliyorduk!
Sasha neşeyle el sallamış.
— Evet, biziz! Burası inanılmaz güzel!
Lila başını sallamış.
— Burada herkes kendi en parlak yeteneğini paylaşır. Çünkü Işıltı Vadisi’nde ışık, kalpten gelen neşeyle çoğalır. Siz de bir şey paylaşmak ister misiniz?
Jade hemen seyahat defterini çıkarmış.
— Ben gördüğüm güzel şeyleri çizmeyi çok severim. Buradaki kelebekleri çizebilirim!
Cloe gülmüş.
— Ben de küçük bir dans yapabilirim!
Yasmin, çiçeklerden bir taç örmeyi önermiş. Sasha ise çeşmenin etrafını kurdelelerle süslemek istemiş.
Az sonra vadi rengârenk bir şenliğe dönüşmüş. Jade kelebekleri çizerken çocuklar etrafına toplanmış. Cloe döne döne dans ediyor, etekleri rüzgârla birlikte dalgalanıyormuş. Yasmin mis kokulu çiçeklerden öyle güzel taçlar yapmış ki herkes birbirine hediye etmek istemiş. Sasha ise kurdeleleri öyle zarif bağlamış ki çeşme bir festival alanı gibi görünmüş.
Lila sevinçle ellerini çırpmış.
— Siz gerçekten neşe getiriyorsunuz! Bunun için size bir armağanımız var.
Onlara küçük, yıldız biçiminde dört kolye vermiş.
— Bu kolyeler, yol boyunca dostluğunuzu size hatırlatacak. Ne zaman birlikte gülerseniz daha parlak ışıldayacaklar.
Kızlar teşekkür ederek yola devam etmiş. Trene geri bindiklerinde kolyeleri gerçekten hafif hafif parlamaya başlamış.
İkinci durak Şeker Bulut Tepeleri’ymiş. Burası adını boşuna almamış. Tepelerin üstünde pamuk şeker gibi yumuşak bulutlar dolaşıyor, gökyüzünde vanilya ve çilek kokusu hissediliyormuş. Küçük evlerin çatısı kurabiye gibi görünüyormuş, bahçelerde rengârenk lolipop çiçekleri açıyormuş.
Onları burada karşılayan kişi neşeli bir aşçıymış. Adı Bay Şekerkaşık’mış. Kocaman bir şapkası ve kiraz desenli önlüğü varmış.
— Hoş geldiniz, sevgili gezginler! Tam zamanında geldiniz. Bugün Büyük Neşe Pikniği var ama meyve tartlarımızı süsleyecek renkli meyveler biraz uzağa yuvarlandı. Bana yardım eder misiniz?
Dört arkadaş hep bir ağızdan cevap vermiş.
— Ederiz!
Bay Şekerkaşık haritayı açıp meyvelerin düştüğü yerleri göstermiş. Kimi baloncuk bahçesine gitmiş, kimi gülme deresinin kenarına, kimi de uçan salıncakların yakınına.
Kızlar kahkahalar içinde meyve toplamaya başlamış. Cloe zıplayarak parlak çilekleri toplamış. Jade yaban mersinlerini renklerine göre sıralamış. Yasmin, minik sepetleri çiçeklerle süslemiş. Sasha ise herkesi organize etmiş.
Bir ara Cloe elindeki sepetle dönüp arkadaşlarına seslenmiş.
— Bakın! Ben kalp şeklinde bir çilek buldum!
Yasmin gülmüş.
— O zaman bu en özel tartın üstüne konmalı!
Jade bir ağacın altında pırıl pırıl üzümler görünce şaşkınlıkla durmuş.
— Bunlar neredeyse cam boncuk gibi! Gerçekten yeniyor mu bunlar?
Bay Şekerkaşık uzaktan seslenmiş.
— Hem de çok lezzetliler! Ama önce bir şarkı söylemeniz gerekiyor. Şeker Bulut Tepeleri’nde bazı meyveler neşeli bir melodi duyunca daha tatlı olur!
Bunun üzerine dört arkadaş uydurdukları eğlenceli bir şarkıyı söylemeye başlamış. Şarkı söylerken tepelerdeki bulutlar bile ritme göre sallanmış. Toplanan meyvelerle hazırlanan tartlar, gökkuşağının bütün renklerini taşır olmuş.
Piknik başladığında herkes çimenlere oturmuş. Çocuklar, aileler, minik kuşlar ve hatta rengârenk tavşanlar bile oradaymış. Herkes bir lokma alınca yüzünde kocaman bir gülümseme beliriyormuş.
Bay Şekerkaşık gözleri dolacak kadar mutlu olmuş ama bu, üzüntüden değil, çok güzel bir an yaşamanın tatlı duygusundanmış.
— Bazen en güzel tarif, iyi malzemelerden değil, birlikte geçirilen güzel zamandan yapılır, demiş.
Sasha başını sallamış.
— Bence de. Çünkü bugün yalnızca tart yapmadık, kocaman bir mutluluk hazırladık.
Piknikten sonra kızlara minik kutularda “Gülücük Şekerleri” verilmiş.
— Ne zaman yorulursanız bir tane yiyin, demiş Bay Şekerkaşık. — İçinde enerji değil, güzel anıların tadı var.
Gün batımına doğru üçüncü ve son büyük duraklarına doğru ilerlemişler: Neşe Limanı.
Neşe Limanı, denizin mavisinin gökyüzünün rengiyle yarıştığı, teknelerin rengârenk flamalar taşıdığı, martıların melodik seslerle uçtuğu cıvıl cıvıl bir yermiş. Limanda her akşam “Dostluk Feneri Şenliği” yapılırmış. Ancak o gün küçük bir sorun varmış: Şenliğin merkezindeki büyük fener henüz süslenmemiş.
Limanın kaptanı, Kaptan Mercan, onları güler yüzle karşılamış.
— Ah, ne iyi ettiniz de geldiniz! Bu akşam herkes sahilde toplanacak. Büyük Dostluk Feneri yanınca gökyüzüne rengârenk ışıklar yayılacak. Ama feneri süslemek için yaratıcı fikirlere ihtiyacımız var.
Jade ellerini heyecanla birbirine vurmuş.
— Yaratıcı fikir mi? İşte tam bize göre!
Kızlar hemen işe koyulmuş. Yasmin, deniz kabuklarından zarif süsler yapmış. Cloe, sahildeki çocuklara küçük dans adımları öğretmiş; böylece şenlik başladığında herkes birlikte dans edebilecekmiş. Jade, limanın ortasına asılacak renkli bayraklar tasarlamış. Sasha ise bütün parçaları birleştirip muhteşem bir düzen kurmuş.
Sahilde çalışan herkes onların neşesine katılmış. Bir çocuk Sasha’ya yaklaşmış.
— Ben de yardım edebilir miyim?
Sasha eğilip gülümsemiş.
— Tabii ki! En güzel şenlikler herkes katıldığında olur. Sen şu yıldız çıkartmalarını getirebilir misin?
Çocuk sevinçle koşmuş.
Akşam olduğunda liman bambaşka bir hale bürünmüş. Fener deniz kabukları, kurdeleler, yıldız süsleri ve minik aynalarla parıldıyormuş. Gökyüzü turuncudan pembeye, pembeden mora dönüşürken herkes sahilde toplanmış.
Kaptan Mercan yüksek sesle konuşmuş.
— Bu akşam, dostluğun ışığını birlikte yakacağız! Ve bu güzel hazırlık için Bratz kızlarına kocaman teşekkür ediyoruz!
Kalabalık alkışlamış. Kızlar hem utanmış hem mutlu olmuş.
Sonra büyük an gelmiş. Fenerin ana düğmesini birlikte çevirmeleri istenmiş. Yasmin, Cloe, Jade ve Sasha ellerini aynı anda düğmenin üzerine koymuş.
— Hazır mıyız? diye fısıldamış Yasmin.
— Hem de çok! demiş Cloe.
— Bu anı asla unutmayacağım, demiş Jade.
— Birlikteysek her şey daha güzel, demiş Sasha.
Sonra hep birlikte düğmeyi çevirmişler.
Bir anda fener öyle güzel yanmış ki sanki bütün yıldızlar sahile inmiş. Işıklar gökyüzüne yükselmiş, denizin üstünde dans eder gibi parlamış. Çocuklar neşeyle dönmüş, aileler alkışlamış, teknelerin flamaları rüzgârla kıpırdamış. Ardından müzik başlamış ve herkes dans etmeye koyulmuş.
Cloe hemen ortaya atılmış.
— Hadi ama, kimse yerinde durmasın!
Yasmin gülerek onun yanına geçmiş.
— Ben de geliyorum!
Jade ve Sasha da katılmış. Bir süre sonra tüm liman tek bir büyük kutlama alanına dönüşmüş.
Gece ilerledikçe kızlar sahilde yan yana oturmuş. Ay denizin üstüne ışığını bırakıyor, fener hâlâ usul usul parlıyormuş.
Yasmin derin bir nefes almış.
— Bugün o kadar çok güzel şey yaşadık ki kalbim mutluluktan doldu.
Cloe gülümsemiş.
— En sevdiğim şey ne biliyor musunuz? Her gittiğimiz yerde sadece gezmedik, bir şeyler kattık.
Jade kucağındaki defteri açmış. İçine yol boyunca çizdiği kelebekleri, tartları, fenerleri göstermiş.
— Ve hepsi artık bizim hikâyemizin bir parçası oldu.
Sasha kolyesine bakmış. Yıldız kolye şimdi her zamankinden daha parlakmış.
— Çünkü bu yolculuk sadece yeni yerler görmek değildi. Birbirimizi daha da çok anlamak, birlikte üretmek ve her anın tadını çıkarmaktı.
Tam o sırada gökyüzünden minik bir ışık süzülmüş. Bu, ilk buldukları davet mektubundaki ışıltıya çok benziyormuş. Işık önlerinde durup küçük bir nota dönüşmüş. Notta şöyle yazıyormuş:
“Gerçek neşe, yalnızca güzel yerler bulmak değil; gittiğin her yeri biraz daha güzel bırakmaktır.”
Dört arkadaş birbirine bakmış. Hepsi aynı anda gülümsemiş.
Ertesi sabah dönüş vakti gelmiş. Gökkuşağı Treni onları tekrar evlerine götürmek üzere limanda bekliyormuş. Ayrılırken Lila, Bay Şekerkaşık ve Kaptan Mercan da gelmiş.
Lila sarılmış.
— Yine gelin olur mu?
— Kesinlikle geliriz! demiş Yasmin.
Bay Şekerkaşık onlara küçük bir paket vermiş.
— İçinde dönüş yolculuğu için tatlı kurabiyeler var. Ama dikkat, paylaşınca daha lezzetli olurlar!
Kaptan Mercan şapkasını kaldırmış.
— Dostluk Feneri bu geceden sonra her zamankinden parlak yanacak. Sizin neşeniz burada kaldı.
Kızların gözleri sevinçle parlamış. Trene bindiklerinde pencere kenarına oturup geride bıraktıkları güzel yerleri izlemişler. Dönüş yolunda biraz yorgun ama çok mutluymuşlar. Ellerinde hatıralar, kalplerinde ise sıcacık duygular varmış.
Eve vardıklarında sabah başladıkları yerde yine birlikte durmuşlar. Ama artık sanki biraz daha büyümüş, biraz daha ışıldamış gibiydiler. Masanın üstüne haritayı yeniden koymuşlar. Bu kez haritada yeni küçük ışıklar yanıyormuş. Demek ki ileride başka yolculuklar da onları bekliyormuş.
Cloe heyecanla zıplamış.
— Bu harita bitmedi! Yeni yerler açılıyor!
Jade göz kırpmış.
— O zaman yeni çizimler de beni bekliyor.
Yasmin kollarını arkadaşlarının omzuna dolamış.
— Ve yeni çiçekler, yeni dostluklar, yeni anılar…
Sasha gülerek tamamlamış.
— Ve tabii ki birlikte çıkacağımız yeni maceralar!
Dört arkadaş kahkahalar atmış. Tam o anda yıldız kolyeleri bir kez daha ışıldamış ve odanın duvarlarına rengârenk parıltılar yayılmış.
O günden sonra Bratz kızları ne zaman bir araya gelse bu yolculuğu anlatmışlar. Işıltı Vadisi’ndeki kelebekleri, Şeker Bulut Tepeleri’ndeki tartları, Neşe Limanı’ndaki feneri ve en çok da birlikte olmanın verdiği o sıcacık mutluluğu hiç unutmamışlar.
Çünkü onlar anlamış ki en güzel seyahat, yalnızca uzaklara gitmek değilmiş. En güzel seyahat; dostlukla çıkılan, neşeyle devam eden ve kalpte ışık bırakan yolculukmuş.
Ve masal bu ya, belki bir sabah senin masanın üstünde de altın harfli bir davet beliriverir. Belki içinde bir harita olur, belki rengârenk bir bilet… Ama kesin olan bir şey varmış: Yanında iyi arkadaşların varsa, her yol biraz gökkuşağı, her durak biraz şenlik, her gün biraz masal olurmuş.
Gökkuşağı yolları neşeyle uzamış, kahkahalar rüzgâra karışmış, Bratz kızlarının dostluğu da hep ışıl ışıl parlamış.
Ve onlar mutlu, neşeli, umut dolu maceralara doğru yürümeye devam etmişler.
— Yeni maceraya hazır mısınız?
— Hazıııırız!
Ve işte böylece masal, kocaman bir gülümsemeyle sona ermiş.
