Mavi Gezegen Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Uzakların da uzağında, yıldızların bile birbirine fısıltıyla masal anlattığı bir zamanda, Güneş’e benzeyen tatlı mı tatlı bir yıldızın etrafında dönen küçük bir dünya varmış. Bu dünyada üç yakın arkadaş yaşarmış: Lina, Aras ve Mimo.
Lina, meraklı gözleriyle her şeyi inceleyen, çantasından büyüteç, defter ve renkli kalemler eksik olmayan bir çocukmuş. Aras, ne zaman biri üzülse ilk koşan, kalbi pamuk gibi yumuşak bir çocukmuş. Mimo ise minik, konuşkan, yuvarlak kulaklı bir robotmuş. Çelikten yapılmış olsa da kalbinin içinde kocaman bir ışık yanarmış. Bu ışık, Mimo mutlu olduğunda sarı, heyecanlandığında turuncu, korktuğunda mor, sevindiğinde ise gökkuşağı gibi renk renk parıldarmış.
Üç arkadaş her gün okuldan sonra Eski Çam Tepesi’ne çıkar, gökyüzünü izlerlermiş. O tepede, yaşlı bir gözlemevi varmış. Gözlemevinin kubbesi biraz paslı, kapısı biraz gıcırdayan, ama içi sırlarla doluymuş. Bir akşam, gökyüzünde alışılmadık bir parıltı belirmiş. Parıltı maviymiş; öyle bir maviymiş ki deniz, gök ve en güzel hayaller bile yanında solgun kalırmış.
Lina teleskobun başına geçmiş. Gözlerini kısarak uzaklara bakmış. Sonra nefesi kesilmiş gibi geri çekilmiş.
— “Aras! Mimo! Buraya bakın! Orada bir gezegen var. Hem de masmavi!”
Aras hemen yanına koşmuş.
— “Masmavi mi? Belki de kocaman bir okyanustur!”
Mimo’nun göğsündeki ışık turuncuya dönmüş.
— “Verilerimi kontrol ediyorum... Bızzzt... İlginç! Bu gezegen daha önce haritalarda yok. Ona bir isim vermeliyiz.”
Lina, teleskobun merceğine yeniden bakmış.
— “Mavi Gezegen diyelim. Çünkü başka hiçbir ad ona bu kadar yakışmaz.”
O anda gözlemevinin eski duvarlarından biri hafifçe titremiş. Raflardan tozlar dökülmüş. Yuvarlak bir taş kapak yavaşça açılmış ve içeriden gümüş renkli bir merdiven ortaya çıkmış.
Aras şaşkınlıkla bir adım geri atmış.
— “Bu gözlemevinin altında merdiven mi varmış?”
Mimo heyecanla dönüp durmuş.
— “Gizli bölüm tespit edildi! Macera ihtimali yüzde doksan dokuz!”
Lina’nın kalbi hızlı hızlı atmış. Korkmuş ama korkusunun altında parlayan büyük bir merak varmış.
— “İnmeliyiz. Belki Mavi Gezegen bize bir şey söylemek istiyordur.”
Üç arkadaş merdivenlerden aşağı inmiş. Aşağıda kocaman, yuvarlak bir salon varmış. Salonun ortasında pırıl pırıl bir uzay gemisi duruyormuş. Geminin burnu yıldız şeklindeymiş, yanlarında bulut desenleri varmış, camları ise sabah çiyi gibi parlıyormuş. Üzerinde altın harflerle “Dostluk Yıldızı” yazıyormuş.
Aras, gemiye hayranlıkla bakmış.
— “Böyle bir gemi gerçekten uçabilir mi?”
Tam o sırada geminin kapısı açılmış ve içinden yumuşacık bir ses yükselmiş.
— “Üç temiz kalpli yolcu bekleniyordu. Hoş geldiniz.”
Mimo’nun ışığı gökkuşağına dönmüş.
— “Konuşan uzay gemisi! Bu, hayallerimin bile üstünde!”
Lina derin bir nefes almış.
— “Mavi Gezegen’e gidebilir miyiz?”
Gemi cevap vermiş.
— “Gidebilirsiniz. Fakat unutmayın, Mavi Gezegen’in suya, renge ve en çok da dostluğa ihtiyacı var.”
Aras’ın yüzü ciddileşmiş.
— “Dostluk götürmek mi? Dostluk çantaya konur mu?”
Gemi hafifçe gülümser gibi ışıklarını yakıp söndürmüş.
— “Dostluk, çantada taşınmaz. Kalpte taşınır. Ama bazen bir gülümseme, bazen paylaşılmış bir ekmek, bazen de uzatılan bir el olur.”
Üç arkadaş birbirine bakmış. Korku, heyecan ve sevinç hepsi birden içlerine dolmuş. Lina defterini çantasına koymuş. Aras annesinin hazırladığı kurabiyeleri almış. Mimo ise göğsündeki ışığı daha da parlatmış.
— “Hazırsanız,” demiş Lina, “Mavi Gezegen bizi bekliyor.”
Uzay gemisine binmişler. Kapı sessizce kapanmış. Gemi önce hafifçe titremiş, sonra yerden yükselmiş. Gözlemevinin gizli tavanı açılmış. Dostluk Yıldızı, gece göğüne doğru fırlamış.
Yıldızların arasından geçerken Lina camdan dışarı bakmış. Karanlık uzay, üzerinde milyonlarca mum yakılmış dev bir örtüye benziyormuş. Aras, heyecanla koltuğuna tutunmuş. Mimo ise geminin kontrol panelindeki ışıklara bakıp kendi kendine şarkı söylüyormuş.
— “Yıldız sağda, kuyruklu taş solda, kalbimiz önde, macera yolda!”
Aras gülmüş.
— “Mimo, sen korkmuyor musun?”
Mimo biraz düşünmüş. Göğsündeki ışık kısa bir an mor olmuş, sonra sarıya dönmüş.
— “Korkuyorum. Ama yalnız değilim. Korku, arkadaşlarla yan yana durunca küçülüyor.”
Lina bu sözleri duyunca gülümsemiş.
— “İşte bu yüzden birlikte gidiyoruz.”
Uzun bir yolculuktan sonra karşılarında Mavi Gezegen belirmiş. Gerçekten de masmaviymiş. Etrafında incecik gümüş bulutlar dolaşıyormuş. Gezegenin yüzeyinde pırıl pırıl ırmaklar, mavi ovalar, cam gibi göller görünüyormuş. Fakat dikkatle bakınca, bazı yerlerde renklerin solduğu fark ediliyormuş. Bazı vadiler sessiz, bazı ağaçlar boynu bükükmüş.
Dostluk Yıldızı, yumuşak bir inişle geniş bir çayıra konmuş. Çayırın otları maviymiş ama uçlarında minik altın parıltılar varmış. Hava nane ve yağmur kokuyormuş. Uzakta, kıvrıla kıvrıla akan güzel bir ırmak görünüyormuş. Irmak o kadar berrakmış ki içinde yüzen balıkların gümüş pulları tek tek seçiliyormuş.
Aras büyülenmiş gibi konuşmuş.
— “Burası rüya gibi.”
Lina diz çöküp mavi toprağa dokunmuş.
— “Toprak bile yumuşacık. Sanki buluttan yapılmış.”
Mimo aniden dönmüş.
— “Hareket algıladım! Üç küçük canlı yaklaşıyor.”
Çalıların arasından, yapraklardan yapılmış şapkalar takan üç minik varlık çıkmış. Boyları çocukların dizine kadarmış. Kulakları damla şeklinde, gözleri ise ırmak taşı gibi parlakmış. Ama yüzlerinde sevinç değil, çekingenlik varmış.
En öndeki minik varlık titrek bir sesle konuşmuş.
— “Siz... yıldızdan mı geldiniz?”
Lina nazikçe eğilmiş.
— “Evet. Ben Lina. Bu Aras, bu da Mimo. Size zarar vermeyeceğiz.”
Aras hemen çantasından kurabiyeleri çıkarmış.
— “İsterseniz kurabiye paylaşabiliriz.”
Minik varlıklardan biri şaşkınlıkla sormuş.
— “Paylaşmak nedir?”
Aras’ın kalbi burkulmuş. Bir gezegende paylaşmanın bilinmemesi ona çok hüzünlü gelmiş.
— “Paylaşmak, güzel bir şeyi tek başına saklamak yerine birlikte mutlu olmaktır.”
Mimo göğsünü kabartmış.
— “Teknik tanım: Bir neşeyi çoğaltma yöntemi!”
Minik varlıklar birbirine bakmış. En küçükleri kurabiyeden minicik bir parça almış. Tadına bakınca gözleri büyümüş.
— “Bu... sıcak gibi. Ama fırından değil. Kalpten sıcak.”
Lina gülümsemiş.
— “Sanırım kurabiyenin içinde sevgi var.”
Minik varlıklar kendilerini tanıtmış. En büyüğünün adı Lupi, ortancanın adı Nara, en küçüğünün adı Piko’ymuş. Onlar Mavi Gezegen’in Irmak Halkı’ndanmış. Bir zamanlar gezegende herkes birlikte şarkılar söyler, ırmakların kıyısında oyunlar oynar, gökkuşaklarının altında dans edermiş. Fakat zamanla herkes kendi rengini en güzel sanmaya başlamış. Mavi halk yeşilleri, yeşiller sarıları, sarılar morları dinlememiş. Kimse kimseyle konuşmayınca gökkuşakları solmuş. Irmaklar hâlâ akıyormuş ama şarkılarını kaybetmiş.
Nara başını eğmiş.
— “Biz artık oyun oynamıyoruz. Çünkü kimse yenilmeyi kabul etmiyor.”
Piko’nun gözleri dolmuş.
— “Ben gökkuşağının bütün renklerini görmek istiyorum. Ama büyükler, ‘bizim rengimiz yeter’ diyor.”
Aras dizlerinin üzerine çökmüş ve Piko’nun elini tutmuş.
— “Bazen büyükler de unutabilir. Hatırlatmak gerekir.”
Lina kararlı bir şekilde ayağa kalkmış.
— “Bizi halkınıza götürün. Belki birlikte bir yol buluruz.”
Irmak boyunca yürümeye başlamışlar. Mavi ırmak, güneş ışığında şarkı söylemek ister gibi parlıyormuş. Ama sesi çok kısıkmış. Suyun şırıltısı bile üzgünmüş. Yolun iki yanında dev çiçekler varmış. Bazıları turuncu, bazıları pembe, bazıları mor açmış. Fakat çiçekler birbirine dönük değil, sırt sırta duruyormuş.
Mimo fısıldamış.
— “Bu gezegende yalnızlık oranı çok yüksek.”
Lina’nın içi sızlamış.
— “O zaman dostluk oranını artıracağız.”
Bir süre sonra büyük bir meydana ulaşmışlar. Meydanın ortasında eski bir gökkuşağı köprüsü varmış. Köprü yedi renkten oluşmalıymış ama sadece mavi kısmı parlıyormuş. Diğer renkler soluk, neredeyse görünmezmiş. Meydanın bir tarafında mavi giysili halk, diğer tarafında yeşil, sarı, mor ve kırmızı giysili halk sessizce duruyormuş. Kimse diğer tarafa bakmıyormuş.
Lupi yüksek sesle seslenmiş.
— “Yıldızdan gelen misafirler var!”
Mavi giysili yaşlı bir kadın öne çıkmış. Adı Sula’ymış. Kaşlarını çatmış ama gözleri yorgunmuş.
— “Yıldızdan gelenler mi? Bizim derdimizi yıldızlar bile çözemez.”
Aras yumuşak bir sesle karşılık vermiş.
— “Belki yıldızlar çözemez. Ama birlikte çözebiliriz.”
Mor giysili bir adam homurdanmış.
— “Birlikte mi? Biz yıllardır birlikte hiçbir şey yapmadık.”
Mimo bir adım öne çıkmış.
— “O zaman bugün başlangıç günü olabilir. Takvimime ‘dostluğun yeniden denendiği gün’ olarak kaydediyorum.”
Bazı çocuklar Mimo’ya bakıp gülmüş. Bu, meydandaki ilk gülüşmüş. Gülüş küçükmüş ama ılık bir rüzgâr gibi herkese dokunmuş.
Lina defterini açmış.
— “Bizim geldiğimiz dünyada da bazen anlaşmazlık olur. Ama konuşunca, dinleyince, paylaşınca kalpler yumuşar.”
Sula iç çekmiş.
— “Biz konuşmayı denedik. Herkes kendi sesini yükseltti, kimse diğerini duymadı.”
Aras annesinin kurabiyelerinden kalanları çıkarmış.
— “O zaman önce konuşmayalım. Önce paylaşalım.”
Kurabiyeleri küçük parçalara bölmüş. Her renkten halka uzatmış. Önce kimse almak istememiş. Sonra çocuklardan biri yaklaşmış. Ardından bir başkası. Kısa süre içinde herkes minicik de olsa bir parça kurabiye tatmış.
Sarı giysili küçük bir kız gülümsemiş.
— “Benim adım Tiri. Bu kurabiye mavi değil, sarı değil, mor değil. Ama güzel.”
Yeşil giysili bir çocuk başını sallamış.
— “Güzel olması için bizim rengimizden olması gerekmiyormuş.”
Bu söz meydanda yankılanmış. Sula’nın sert bakışları biraz yumuşamış.
Tam o sırada gökyüzünde incecik bir renk çizgisi belirmiş. Gökkuşağı köprüsünün sarı kısmı hafifçe parlamış. Herkes şaşkınlıkla yukarı bakmış.
Piko sevinçle zıplamış.
— “Bakın! Renk geri geliyor!”
Lina’nın gözleri umutla dolmuş.
— “Demek ki dostluk işe yarıyor.”
Ama renk hemen tekrar solmaya başlamış. Mimo ölçüm yapmış.
— “Kalıcı olması için daha güçlü bir dostluk dalgası gerekli.”
Nara heyecanla sormuş.
— “Dostluk dalgası nasıl yapılır?”
Mimo ciddiyetle cevap vermiş.
— “Bilmiyorum. Ama kulağa harika geliyor.”
Lina etrafına bakmış. Çocukların gözlerinde merak, büyüklerin gözlerinde ise yılların kırgınlığı varmış.
— “Bir oyun oynayalım,” demiş Lina. “Ama kazanmak için değil. Birbirimizi tanımak için.”
Mavi, yeşil, sarı, mor ve kırmızı çocuklar meydana toplanmış. Lina oyunu anlatmış: Herkes kendi renginden bir şeyi sevecek, sonra başka renkten bir arkadaşının sevdiği şeyi bulmaya çalışacakmış. Aras oyuna “Kalp Köprüsü” adını vermiş.
İlk Piko konuşmuş.
— “Ben mavi ırmağın sesini seviyorum. Çünkü bana ninni gibi geliyor.”
Tiri elini kaldırmış.
— “Ben sarı güneş taşlarını severim. Çünkü karanlıkta yol gösterirler.”
Yeşil giysili çocuk, Piko’ya dönmüş.
— “Ben de ırmak sesini seviyorum. Ama hiç söylememiştim.”
Piko şaşırmış.
— “Gerçekten mi? O zaman birlikte dinleyebiliriz!”
İki çocuk yan yana oturmuş. Irmak uzaktan hafifçe şırıldamış. Bu kez sesi biraz daha neşeliymiş.
Sonra mor giysili yaşlı adam, yıllardır konuşmadığı kırmızı giysili komşusuna bakmış.
— “Ben mor gece çiçeklerini severim. Çünkü eşim onları çok severdi.”
Kırmızı giysili komşu yavaşça yaklaşmış.
— “Benim bahçemde gece çiçekleri hâlâ açıyor. İstersen sana birkaç tane verebilirim.”
Mor giysili adamın gözleri dolmuş.
— “Bunca yıldır senden istemeye utanıyordum.”
— “Ben de senin istemediğini sanıyordum.”
Bu sözlerden sonra ikisi birbirine sarılmış. Meydanda derin bir sessizlik olmuş. Ama bu sessizlik önceki gibi soğuk değilmiş. Bu, kalplerin birbirini duyduğu sıcak bir sessizlikmiş.
Gökkuşağı köprüsünün mor ve kırmızı renkleri de parlamaya başlamış. Gökyüzünde ince bir gökkuşağı belirmiş. Çocuklar çığlık çığlığa sevinmiş.
Aras’ın gözleri dolmuş. Lina onun omzuna dokunmuş.
— “Ağlıyor musun?”
Aras utanmadan başını sallamış.
— “Evet. Çünkü insanlar barışınca içimde güneş doğuyor.”
Mimo’nun göğüs ışığı pembe pembe yanmış.
— “Duygusal yoğunluk çok yüksek. Benim de gözlerim olsaydı, büyük ihtimalle paslanacak kadar ağlardım.”
Herkes gülmüş. Bu kez kahkahalar meydanın taşlarına çarpıp ırmağa ulaşmış. Irmak birden daha güçlü şırıldamış. Sanki o da gülüyormuş.
Fakat gökkuşağının yeşil rengi hâlâ solukmuş. Lupi bunun nedenini açıklamış.
— “Yeşil Orman halkı en kırgın olanlardır. Çünkü yıllar önce kimse onların ağaçlarını korumaya yardım etmedi.”
Lina hemen sormuş.
— “Ağaçlara ne oldu?”
Nara üzülerek anlatmış.
— “Büyük Rüzgâr zamanı ormanın bir kısmı yıkıldı. Yeşil halk yardım istedi ama diğerleri kendi köprülerini, kendi evlerini onarmakla meşguldü. O günden beri kimseyle konuşmuyorlar.”
Aras kararlı bir sesle konuşmuş.
— “O zaman ormana gideceğiz.”
Sula başını eğmiş.
— “Belki de yıllardır yapmamız gereken şey buydu.”
Bu kez yalnız üç arkadaş değil, meydandaki birçok kişi birlikte yola çıkmış. Mavi halk su kovaları almış, sarı halk ışık taşları getirmiş, mor halk gece çiçekleri toplamış, kırmızı halk sıcak ekmekler hazırlamış. Hepsi Yeşil Orman’a doğru yürümüş.
Ormana vardıklarında manzara hüzünlüymüş. Bazı ağaçlar eğilmiş, bazı dallar kırılmış, bazı yuvalar boş kalmış. Yeşil halk onları görünce önce geri çekilmiş. Liderleri olan yaşlı bir orman bekçisi öne çıkmış. Adı Verda’ymış.
— “Neden geldiniz? Yıllar önce gelmeniz gerekirdi.”
Bu söz, herkesin kalbine taş gibi düşmüş. Sula yavaşça öne çıkmış. Gözlerinde pişmanlık varmış.
— “Haklısın Verda. Gelmedik. Sizi yalnız bıraktık. Bunun bahanesi yok. Ama bugün yardım etmek için buradayız.”
Verda’nın dudakları titremiş.
— “Biz sadece ağaçlarımız için değil, unutulduğumuz için kırıldık.”
Aras sessizce yaklaşmış.
— “Unutulmak çok acıtır. Ama belki bugün hatırlamanın ve onarmanın günü olabilir.”
Lina çantasından renkli kalemlerini çıkarmış.
— “Önce yıkılan yerleri işaretleyelim. Sonra herkes bir iş üstlensin.”
Mimo hemen plan yapmış.
— “Görev dağılımı başlıyor! Mavi halk sulama ekibi, sarı halk ışık ekibi, kırmızı halk yemek ekibi, mor halk moral şarkıları ekibi, yeşil halk rehber ekibi!”
Verda, Mimo’ya şaşkınlıkla bakmış.
— “Moral şarkıları ekibi mi?”
Mimo ciddi ciddi başını sallamış.
— “Ağaçlar da şarkı sever. Bilimsel olmayabilir ama kalpsel olarak doğru.”
İlk kez Verda’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirmiş.
Herkes çalışmaya başlamış. Kırık dallar toplanmış, fidanlar dikilmiş, ırmaktan su taşınmış, ışık taşlarıyla karanlık köşeler aydınlatılmış. Çocuklar yeni kuş yuvaları yapmış. Lina fidanların isimlerini yazmış. Aras yorulanlara ekmek ve kurabiye dağıtmış. Mimo ise arada bir komik sesler çıkararak herkesi güldürmüş.
Akşam olduğunda Yeşil Orman değişmiş. Hâlâ eski haline dönmemişmiş ama artık yalnız görünmüyormuş. Her fidanın yanında bir umut varmış. Her yuvanın içinde bir bekleyiş. Her kalpte küçük de olsa bir barış ışığı.
Verda, Sula’ya dönmüş.
— “Yıllardır beklediğim şey sadece yardım değildi. Birinin ‘yanındayız’ demesiydi.”
Sula’nın gözleri dolmuş.
— “Yanındayız. Geç kaldık, ama artık buradayız.”
İkisi el ele tutuşmuş. O anda gökyüzünde kocaman bir ışık patlamış gibi olmuş. Gökkuşağının yeşil rengi geri dönmüş. Ardından bütün renkler birleşmiş. Mavi Gezegen’in üzerinde uçsuz bucaksız bir gökkuşağı kemeri oluşmuş. Irmaklar şarkı söylemeye başlamış. Çiçekler yüzlerini birbirine dönmüş. Rüzgâr, sanki binlerce minik zil çalıyormuş gibi neşeyle esmiş.
Piko sevinçten ağlamış.
— “Gökkuşağı geri geldi!”
Tiri onun elini tutmuş.
— “Artık birlikte bakacağız.”
Mimo’nun göğsündeki ışık öyle parlak yanmış ki ormandaki yapraklara renkli yansımalar düşmüş.
— “Dostluk dalgası başarıyla oluşturuldu!”
Lina başını gökyüzüne kaldırmış. İçinde tarifsiz bir mutluluk varmış. Mavi Gezegen artık sadece güzel değilmiş; aynı zamanda umutluymuş.
O gece bütün halklar ırmak kıyısında büyük bir şenlik yapmış. Mavi ırmak kenarında masalar kurulmuş. Sarı ışık taşları yıldız gibi parlamış. Mor gece çiçekleri mis gibi kokmuş. Kırmızı halk sıcak ekmekler dağıtmış. Yeşil halk ormanın meyvelerini getirmiş. Çocuklar gökkuşağının altında dans etmiş.
Verda, üç arkadaşa yaklaşmış.
— “Siz bize dostluğu getirdiniz. Ama nasıl teşekkür edeceğimizi bilmiyoruz.”
Aras gülümsemiş.
— “Dostluk teşekkür beklemez. Sadece devam etmek ister.”
Lina defterini kapatmış.
— “Bize söz verin. Bir daha renkleriniz yüzünden ayrılmayacaksınız.”
Sula, Verda, diğer halkların liderleri ve bütün çocuklar el ele tutuşmuş.
— “Söz veriyoruz!”
Mimo hemen araya girmiş.
— “Ses kaydı alındı. Bu söz, yıldızlar arası dostluk arşivine kaydedildi.”
Herkes yine gülmüş.
Ertesi sabah ayrılık vakti gelmiş. Dostluk Yıldızı ırmak kıyısındaki çayıra inmiş. Mavi Gezegen halkı üç arkadaş için küçük hediyeler hazırlamış. Lina’ya gökkuşağı mürekkebi verilmiş; bu mürekkeple yazılan her kelime okuyan kişinin kalbini ısıtırmış. Aras’a mavi ırmaktan alınmış bir su damlası kristali verilmiş; biri ağladığında kristal hafifçe parlayıp ona yalnız olmadığını hatırlatırmış. Mimo’ya ise minik bir yeşil fidan rozeti verilmiş; rozet, dostlukla büyüyen şeylerin asla tamamen kaybolmayacağını simgelermiş.
Piko, Aras’a sarılmış.
— “Yine gelecek misiniz?”
Aras’ın boğazı düğümlenmiş.
— “Elbette. Ama siz de bizi gökkuşağına baktığınızda hatırlayın.”
Tiri Lina’ya dönmüş.
— “Sen hikâyemizi yazacak mısın?”
Lina gülümsemiş.
— “Hem de en güzel renklerle.”
Verda, Mimo’nun başını okşamış.
— “Sen metalden yapılmış olabilirsin ama kalbin orman kadar canlı.”
Mimo’nun ışığı pembe, sarı, yeşil ve mavi yanmış.
— “Bu cümle veri tabanıma ‘çok değerli iltifat’ olarak kaydedildi.”
Üç arkadaş gemiye binmiş. Kapı kapanırken halk hep birlikte el sallamış. Dostluk Yıldızı yavaşça yükselmiş. Mavi Gezegen aşağıda pırıl pırıl parlıyormuş. Irmaklar gümüş şeritler gibi akıyor, gökkuşakları gökyüzünde dans ediyor, ormanlar rüzgârla şarkı söylüyormuş.
Uzayda geri dönerlerken Aras sessizmiş. Lina ona bakmış.
— “Üzgün müsün?”
Aras camdan Mavi Gezegen’e bakmış.
— “Biraz. Ayrılmak zor. Ama mutluyum da. Çünkü orada artık kimse tek başına değil.”
Mimo yumuşak bir sesle konuşmuş.
— “Dostluk götürdük. Ama bence birazını da yanımızda geri getirdik.”
Lina defterini açmış ve ilk cümleyi yazmış: “Bir gezegenin rengi sadece gökyüzünden gelmez; orada yaşayanların kalbinden de gelir.”
Gemi Eski Çam Tepesi’ndeki gözlemevine döndüğünde sabah olmuş. Kuşlar ötüyor, dünya yeni bir güne uyanıyormuş. Üç arkadaş gemiden inmiş. Gözlemevinin gizli kapısı sessizce kapanmış. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değilmiş.
O günden sonra Lina, Aras ve Mimo her akşam gökyüzüne bakmış. Bazen uzaklarda minicik mavi bir parıltı görürlermiş. O zaman Mimo’nun göğsündeki fidan rozeti hafifçe ışıldarmış. Aras kristali avucunda tutar, Lina gökkuşağı mürekkebiyle yeni hikâyeler yazarmış.
Bir akşam, gökyüzünde kocaman bir gökkuşağı belirmiş. Gece vakti gökkuşağı olur mu demeyin; masallarda olur. Hele dostluk bir gezegenden diğerine yolculuk etmişse, yıldızlar bile renklenir.
Lina gülümseyerek fısıldamış.
— “Mavi Gezegen bizi hatırlıyor.”
Aras başını sallamış.
— “Biz de onu.”
Mimo iki arkadaşının arasına girmiş, küçük metal elleriyle onların ellerini tutmuş.
— “Dostluk durumu: aktif. Kalp sıcaklığı: yüksek. Macera ihtimali: her zaman mümkün.”
Üç arkadaş kahkahalarla gülmüş. Gökkuşağı gökyüzünde biraz daha parlamış. Çünkü dostluk, paylaşıldıkça büyüyen bir ışıkmış. Ve bir kez bir gezegene ulaştı mı, ırmakların şarkısına, çiçeklerin kokusuna, çocukların gülüşüne karışır; sonsuza kadar yaşamaya devam edermiş.
Ve Mavi Gezegen’de o günden sonra kimse bir rengin tek başına yeterli olduğunu söylememiş. Çünkü herkes öğrenmiş ki en güzel gökkuşağı, bütün renkler yan yana durduğunda ortaya çıkarmış. En güzel oyun, herkes katıldığında oynanırmış. En güzel şarkı, farklı sesler birlikte söylendiğinde duyulurmuş.
